Yaşanabilir bir dünya
Değerli dostlar dünyamız
kimbilir kaç defa doldu boşaldı! Hz. Ademden beri dünya üzerinden
gelip geçenler mutlaka az veya çok birşeyler bırakarak
gittiler. Doğduktan hemen sonra ölen bir bebek bile arkasında
bir ses bırakarak dünyayı terkeder ve mutlaka bir etki
bırakır. İnsanlardan zuhur edenler gerek pozitif ve gerekse
negatif olarak kendilerinden sonrakileri daha çok etkilerler.Yani
insanlar bir taraftan eski generasyonların hazırladığı ortamları yaşarlarken,
birtaraftan da yeni eylemleriyle sonraki generasyonların dünyasını hazırlarlar...
Böyle bir girişle insanlığın
ulaşabildiği medeniyet ve olgunluk nivo’suna bir göz atmak istiyorum.
Acaba erdemler açısından gelinmesi gereken noktaya gelinebilmişmi!
Bakınız şair Cahit Sıtkı Tarancı, İnsan gibi
yaşanabilir bir dünyayı, aşağıda ki şiirinde
yalın bir şekilde ne güzel dile getirmektedir.
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun..
Acaba kaç milyon
sene daha geçmesi lazım! (kaç yüzbin Peygamber
daha gelmesi lazım)’ki şairin tarif ettiği dünyada
yaşamak mümkün olsun.
Böyle bir genellemeden
sonra, zaman zaman gündem oluşturan bir konuya kısaca
değinmek istiyorum. Herkezin ezber ettiği bir mesele; Ermeni
meselesi... Ancak tarihsel boyutundan ziyade sosyal boyutuyla ele almak
istiyorum. Bir taraftan Ermeni diasporası’nın soykırım
iddiaları diğer taraftan Türk halkının Ermeni
mezaliminden bahsetmeleri garip bir ikilemdir gider. Memleketimizde ve
diğer dünya uzantılarında her yıl bir bayram
havasında kutlanan ermeni mezaliminden kurtuluş,
sözde topluma tarihsel bir bilinç aşılamayı hedeflemektedir.
Ancak toplumların geleceklerine yönelik isabetli bilinçlenmenin
gerçekleşip gerçekleşmediğine bir göz
atmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
Aslında neyin isabetli
neyin isabetsiz olduğu hedeflere göre değişkenlik
arzederler. O halde hedefin ne olduğunu sağlıklı bir şekilde
tespit etmek gerekir. Eğer hedef tarihte olup bitenleri bir malzeme
olarak görüp, o malzemelerden kahramanlık destanları veya
acıtasyon romanları üreterek toplum bilincine yerleştirmekse,
bunun sonucu sözde telin edilen mezalimleri yeni boyutlarıyla
gelecek toplumlara yeniden yaşatma ihtimalini güçlendirir.
Yok eğer hedef tarihten ders almak ve tüm insanlık için
yaşanabilir bir dünya oluşturmaksa, o zaman vicdan ölçüleri
içinde davranarak ya kendinden sonraki dünyanın huzur
iklimine katkıda bulunacak etkileri bırakarak, yada en azından
hiç bir etki bırakmadan Aşık veyselin tarif ettiği
bu iki kapılı handan geçmek gerekmektedir.
Ne gariptirki yaşadığımız
dünyanın huzurunu, evrensel değerleri slogan haline getirip
ve o değerlere saygı gösterilmesini telkin edenler kaçırmaktadır.
Söylenen ifadeyle asıl niyetin uyuşmaması halinde
insanlığın kazanacağı hiçbir şey
yoktur aslında. Güzel değerlerin arkasına sığınmak
maskenin düşmesine kadar emin bir sığınak olabilir.
Ancak maske düştükten sonra geride kara bir lekeden başka
hiç bir şey kalmaz...
Son olarak bir cümleyle
hülasa etmek istiyorum ki. Dünya savaş çığırtkanlığı yapan
veya savaşlara şu veya bu nedenlerle zemin hazırlayanların
tasallutundan kurtarılmadan, şair Cahit Sıtkı Tarancı nın
arzu ettiği dünyada yaşamak mümkün olmayacaktır.
Yaşanabilir bir dünya özlemiyle...
23.11.07 |