AK Parti'nin sonu!
Nereden çıktı şimdi bu diyeceksiniz?
Taceddin Kayaoğlu*
Bu cümleyi kullanmamızın sebebi, gündemdeki tartışmalardır. Takip edenler bilir; Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararı değerlendirenler iki ana eksen üzerinden hareket ediyorlar. Bunlardan birincisi (bürokratik oligarşi ve uzantıları); kararın “iddia edilen” şifreli mesajlarını -kendilerince- deşifre ederek AK Parti’nin laiklik karşıtı “sözde” eylemlerinin tescillendiği noktasında duruyorlar. Meselâ; Deniz Baykal. Bu hükme de gerekçe olarak partiye verilen para cezasını gösteriyorlar. Söz konusu eksenin liberal demokrat grupları içerisinde olanları da, -her ne kadar CHP çizgisinden uzak dursalar bile- bir başka açıdan bu kararın AK Parti’ye ciddî bir ikaz olduğunu ve aslında elinin-kolunun bir şekilde bağlandığını ifade ederek “demokrasi adına” karara itiraz çekincesi koyuyorlar.
İkinciler ise; bizim “iyimserler” dediğimiz grup; Bunlara göre, Anayasa Mahkemesi’nin şifreleri ne olursa olsun neticede herhangi bir şekilde kapatılma kararı verilmemiştir; kararın bu yönde alınması Türkiye adına olumlu bir sonuçtur ve şanstır. AK Parti bu olumlu süreci ve kendisine verilen şansı iyi kullanabilirse Türkiye için aydınlık bir sürecin yaşanmaya başlaması ihtimal dahilindedir.
Şimdi, her iki açıdan da bakıldığında tarafların kendilerine göre haklılık payları var. Doğrudur; bu karar, hangi derin mahfillerin hangi örtük pazarlıkları ile alındı, pazarlıkta taraflar kimlerdi, “AK Parti Troyası” bu pazarlıkların içinde oldu mu (aslında yadırganacak bir şey yok; siyasetin bir stratejisi de pazarlıktır), yoksa ADD’nin kurucuları olan Pentagonlu ağabeylerimiz Emniyet İstihbarat teşkilatımızdan yedikleri şamara karşılık yeni bir strateji ile mi karşımıza çıkıyorlar? bunu zaman gösterecek. AK Parti’nin kapatılmasıyla ilgili dâvânın görüşülmeye başlamasından bir gün önce Menderes Çıkmazı’nda patlayan bombalar ile Kerkük’te patlayan bombalar arasında nasıl bir bağlantı kurulmalıdır, bu bombaların Anayasa Mahkemesi kararı ile nasıl bir organik veya inorganik bağı vardır? Eminiz işin muhatabı olanlar bunların üzerinde ciddî bir şekilde yuvarlak masa analizleri yapmaktadırlar.
Ya da, evet yine doğrudur, her şeye rağmen AK Parti’nin kapatılmaması Türkiye adına büyük bir şanstır. Öyle ki bu kararla Türkiye rahatlamıştır. Beş aylık süre içerisinde 25 milyar dolara yaklaşan zararımız göz önünde bulundurulduğunda bunu görmezden gelmek mümkün değildir. İşin fikirsel kaos süreci de ayrı. Bu ülkenin bilim ve kalkınma adına düşünmesi gereken insanları beş aydır bütün düşünsel gayretlerini akıl ve izanla hiç de bağdaşmayan “kapatma dâvâsı”na odaklayarak aslında kalkınma adına harcayacakları güçlerini zayi etmiş oldular. Umarız ki, bundan sonra belki daha farklı alanlarda kafa yoracaklar ve daha faydalı olacaklardır.
Lakin, 2001 seçimlerinden bu yana iktidarda bulanan AK Parti’nin önünde halletmesi gereken ciddî sorunlar durmaktadır.
Bunlardan ilki; “sivil anayasa” meselesidir. Çünkü, bu süreçte pek çok kimse AK Partili olmasa bile “demokrasi” ve “özgürlükler” adına bu partiye destek vermiş bulunuyor. Ve tabiî ki her şeye rağmen verdikleri bu destek karşısında AK Parti’nin sivil bir anayasa hazırlayarak hak ve özgürlükleri nasıl garanti altına alacağı yönünde “beklentilere” gireceklerdir.
İkinci olarak, AK Parti’nin önündeki başka bir ciddî sorun “ekonomi”dir. Her ne kadar ekonomik göstergelerin rakamsal boyutları iyi sinyaller vermiş olsa bile, küçük esnaf, çiftçi vb. grupların bir sıkıntı içinde olmadığını görmezden gelmek olanaksızdır; işsizlik ise cabası, özellikle gençler arasında. Artık bu partinin ekonomi teorisyenlerinin görmesi gereken en önemli husus; kapitalist model içerisinde bir çözüm üretmenin imkânsızlığıdır. Yetmişli yılların ortalarından günümüze kadar geçen süreçte söz konusu modelin hızla gerilediğini görmekte fayda var. Özelde Türkiye’nin, genelde ise küresel ekonominin “yeni bir model” üzerinde ciddî anlamda tartışmaya gereksinimi var. Yoksa insanlık adına durum vahim görünüyor.
Diğer taraftan “Güneydoğu meselesi” halledilmeyi bekleyen önemli bir husus. Alevîlerin de devletten beklentileri var ve sayın Başbakan bu konuda bir iftar yemeğine katılmanın ötesinde kayda değer her hangi bir açılım getiremedi. Bunlara ek olarak “Avrupa Birliği süreci” yine beklentisi olanlar tarafından dikkatlice takip edilecek konuların başında geliyor.
Ayrıca Türkiye’de “meslek liseleri”nin durumu ortada. Bu konuya da bir çözüm bulunması gerekiyor. “Üniversitelerimiz” ise içler açısı. Gördük, görevleri “bilim üretmek” olan bu kurumlar Ergenekon çetesinin beyin merkezleri olarak karşımıza çıktı. Dünya bilim literatürüne giren kaç araştırmamız var ve Türkiye olarak kaçıncı sıradayız? Bu sorulara verilmesi gereken cevaplar ve çözülmesi gereken acil sorunlar bulunmaktadır.
Sonra 12 Eylül 1980 sürecinde; Türkiye’nin pek çok kazanımları olsa bile (Özal dönemi ekonomik kalkınmalar), hızla materyalistleşen bir toplum ile karşı karşıya kalmadık mı? Sağdan-soldan herkesin kitap okumayı, düşünmeyi ve bilim-sanat adına üretmeyi bir tarafa bırakıp, sınırsız para kazanma hırsına nasıl kapıldıklarını ve ruhlarını nasıl boşalttıklarını inkâr edebilir miyiz? Tesettür defilelerindeki modern konseptle İslâm dininin özündeki ana mesaj arasında anlaşılır bir bağ kurabilir miyiz? Bırakalım bunları, şunu soralım; Türkiye’de ciddî diyebileceğimiz kaç adet kitap basılıyor ve bunların kaç tanesi okunuyor?
Soruları ve sorunları çoğaltmak mümkün, fakat son olarak şunu belirtelim;
İyimser bir bakış açısıyla düşünürsek; AK Parti’nin kapatılmaması Türkiye adına büyük bir kazanç olmuştur. Bu karardan sonra Türkiye “normalleşecek” ve “rahatlayacaktır”. Fakat “sivilleşen”, “normalleşen” ve “rahatlayan” yeni Türkiye’nin seçmenleri sandık başına gidip siyasal tercihlerini kullanırken, artık gerilim politikalarından kaynaklanan “sahiplenme güdüsü” ile mantıklı düşünmeyi bir kenara bırakıp bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da AK Parti’ye kayıtsız-şartsız oy verecek diyebilir miyiz!
AK Parti, yukarıda saydığımız sorunlara ciddî çözümler getiremezse; normalleşen Türkiye’de ortaya çıkacak yeni demokratik oluşumlar “AK Parti’nin sonu” anlamına da gelebilir.
Çünkü dışarıdan bizlerin, içeriden de parti ileri gelenlerinin çok iyi bildiği gibi; AK Parti’nin pek çok stratejik hata ile girdiği Ulusalcı-Ergene(o)Concu çıkmazından bu partiyi yine bu partinin beyin takımları ve yönetenleri kurtarmadı…
04.Ağustos.2008 18:26:41
Kaynak: gasteci.com
|