KEMALİST Modelin zihni alt yapısı      

16 / 05 / 2008

Taceddin Kayaoğlu*

Pek çok Kemalist teorisyenin iddia ettiği özgünlük modellerinin aksine Kemalizm’in Türk toplumunun tarihî, sosyolojik ve siyasal geleneklerinden kopuk olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Denilebilir ki; İslâmlaşma sürecinde nasıl ki sadece kavram değişiklikleri meydana gelmiş ve ana model yapı, tanışılan bu yeni inanışın söylemlerinin içini kendi tercihleri doğrultusunda içselleştirmiş ve anlamlandırmış ise, aynı şekilde Kemalist model de Osmanlı geleneğinden gelen pek çok geleneksel alışkanlıklar ve düşünsel kavramlarda isim değişikliğine gitmiş ve fakat yeni getirilen kavramların içi yine aynı şekilde tarihten gelen derin zihin bağlantılarının ve alışkanlıklarının ön gördüğü şekilde doldurulmuş ve anlamlandırılmıştır.

 

 

Osmanlıdan cumhuriyete geçişte ekonomik modelin alt yapısına bakıldığında; tarım toplumunun özelliklerinin devam ettiği ve ciddî oranda alt yapısal bir değişikliğin ortaya konulamadığı görülmektedir. Daha da önemlisi, klasik tarım tekniklerinin makine ile değiştirilmesinin son derece önemli bir zaruret olduğu cumhuriyet döneminde bu başarılamamış ve Türk tarımı ciddî bir gerileme süreci yaşamıştır. Kentleşen ve sanayileşen global dünya sisteminde Türk toplumu ekonomik alanda köylülük özelliklerini aşmanın yollarını bulamamış ve sistem de bu açıdan ciddî bir katkı sağlayamamıştır. Sanayileşme olgusu eş zamanda yaşayan batılı toplumların çok gerisinde bir süreç takip etmek durumunda kalmış ve uluslararası rekabet ortamında anlamlı ve güçlü bir yer kazanamamıştır. İçe dönük ekonomik modeller ve ağır bir devletçilik uygulaması modern toplum özlemindeki Türk halkının önünde önemli bir engel olarak durmuş ve durmaya devam etmektedir.

 

 

Bozkır kültürü ve otoriter devlet anlayışının bir yansıması olan içe dönük insan modelleri sergilemeye devam eden Türk insanı, Kemalist dönemin uygulamalarında da aynı tavrı sergilemenin ötesinde ciddî bir değişiklik eğilimi gösterememiştir. Modernleşme iddiasındaki yeni söylem de bu tarihî alışkanlığı değiştirme yönünde ciddî adımlar atmadığı gibi uyguladığı sıkı disiplin ve otoriter yapı ile bu eğilimi daha da güçlendirmiştir.

 

 

Ataerkil alışkanlıklarımız ve askercil yapımız Kemalist sistem içerisinde de ciddî oranda farklılaşmadan devam etmiştir. Yeni devletin kuruluşunda askerî hiyerarşinin oynadığı etkin rol bu alışkanlıkların devam etmesinin somut bir örneğini oluşturmaktadır. Askerî bir model üzerine kurulmuş olan sistem, sivil olmayan ve fakat olması gereken toplumun bütün kanallarında kendisini ciddî oranda hissettirmiş ve farklı düşünce, siyaset ve ekonomik oluşumların ortaya çıkmasını ve kendisini geliştirmesini pasif bir çekingenlik içerisinde etkisiz hale getirmiştir. Farklı ideolojik tezlerin sistem içerisindeki yapılanması tehlikeli görülmüş ve daha da kötüsü bu ideolojilerin illegal faaliyet alanlarına itilmesi gibi olumsuz bir durum ortaya çıkarılmıştır. Sivil toplum yapısının oluşturulamadığı Türkiye’de yerel ve inançsal farklılıklar kendilerini ifade edebilmek ve varlıklarını devam ettirebilmek için kendi öngörüleri doğrultusunda sağlıklı olmayan yapılanmalara gitmişler ve gitmeye devam etmektedirler. Askerî hiyerarşinin toplum ve sistem üzerindeki denetimi ve gözetimi gelişen süreçte daha artmış ve askercil bir demokrasi uygulaması gündeme gelmiştir. Uygulanan bu sivil toplum karşıtı askercil demokrasi kutsal devlet anlayışın devam ettirmektedir.

 

 

Geleneksel tavır resmî ideolojisi tarafından etkisiz hale getirilmiş gibi görünmüş olsa bile kavramın doğasında olan savunma psikolojisi kendi kanallarında hareket etme ve gizlenme yollarını bulabilmiş ve etkisini sürekli kılmıştır. Türk toplumu resmî Kemalist teorilerin bütün modernleştirme iddialarına rağmen hâlâ irticalî bir kültür ile hareket etmekte, tavır ve davranışlarına tarihî hafızasından kaynaklanan bilgileri ve alışkanlıkları ile yön vermektedir. Kitap toplumsal hayatımızda ciddî oranda etkin olan bir araç durumunda değildir. Zihin egzersizlerimiz karmaşık problemler ve toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik sorunlar karşısında direnç gösteremediğinden, rasyonalite arka planda kalmakta ve hisler yön tayin edici olmaya devam etmektedir.

 

 

Kentleşme ve kentli insan modelini oluşturmada yeteri derecede başarılı olunamamıştır. Osmanlı döneminde oluşturulmuş belli başlı kent merkezlerine benzer şekilde Türkiye Cumhuriyeti’nde de aynı yapılar devam etmektedir. Hatta daha da kötüsü Osmanlı şehir yapılarının da çok daha gerisinde köylüleşmiş bir kent olgusu ile karşı karşıya kalınmıştır. Kentli bireyin üzerinde olması gereken özgüven, eleştirel mantık, güçlü mantık örgüsü, sosyal ilişkilerdeki dinamiklik ve başarma arzusu ile bilimsel özgün teorilerin üretimindeki gereklilik yeni Türk devletinin toplumsal modelinde başarılı bir şekilde uygulama alanına konulamamıştır.

 

Sonuç

Türk topluluklarının zihnî altyapılarını oluşturan olaylar ve olgular ile bu olguların temelini oluşturan zihnî altyapılar belirli bir zaman diliminde varlıklarını devam ettirdikten sonra bir yok oluş eğilimi göstermemişlerdir. Karşılaştıkları yeni durumlar ve söylemler karşısında o yeni durum ve söylemleri ifade eden kavramlara kendilerine dönük bir içselleştirme yaşatmışlar ve varlıklarını bu yeni kavramların içerisinde gizleyerek devam ettirmişlerdir. Bu zihniyet paradigmasının ortaya çıkmasındaki temel etken; zihniyetin yapılanmasındaki güçlü metafizik inançlar ve bu metafizik inançların zihnî altyapıyı örgülemesi ve bu örgülemenin sosyolojik ve siyasî bir gelenek halinde varlığını devam ettirmesi olmuştur. Aşkın gücün yukarıdan aşağıya kurduğuna inanılan denklem ve bu denkleme karşı gösterilen kayıtsız itaat hem toplumun iç kanallarını ve hem de siyasetin sistem yapılanmasını şekillendirmesi Türklerde ataerkil bir organizasyon sürecini ortaya çıkarmıştır.

 

 

Ataerkil toplumlarda ortaya çıkan askercil yapılar ise toplumu oluşturan insanların daha içe dönük, eleştiriden uzak, kendisine verilen ile yetinen, varlığının anlamını ve devamını adeta kutsanmış kişi ve kurumlarda gören, mantık örgüleri sıkı olmayan, rasyonaliteden ziyade duygusal eğilimlerin daha güçlü olduğu, köycül bir cemaat anlayışının ortaya çıkmasına hız kazandırmıştır.

 

 

Süreç devam etmekte, Türk toplumu ve toplumun siyasî temsilcileri olan kişi, kurum ve kuruluşlar derin zihnî bağlardan gelen ataerkil ve geleneksel tavırlarında ciddî anlamda bir değişiklik meydana getirememektedirler.

 

 

Kaynak: boyuthaber.com
 
[ Anasayfa ] [ Menü ]


 
Yazarın Son Yazıları