Maârif-i Umûmiye Nezâreti Târihçe-i Teşkîlât ve İcrââtı
-XIX. ASIR OSMANLI MAARİF TARİHİ-
[Mahmud Cevad İbnü’ş-Şeyh Nâfi]
Ebad: 1,5 x 23,5 x 16 cm
ISBN: 975 6782 29 3
Cilt: Karton Kapak
Hazırlayan: Taceddin KAYAOĞLU
yazarla iletişim için
kayaoglut@yahoo.com
tkayaoglu@mynet.com
Bizzat
Maarif Nazırı Şükrü Bey'in teşvîki ve mümkün olan bütün kolaylığı sağlamasıyla
Mahmud Cevad Bey tarafından kaleme alınan bu kitap, maarif tarihimizin
ilk ve yegâne eseridir. Yayınlandığı günden itibaren maarif tarihçilerinin
baş ucu eseri haline gelen kitap resmî vesikalarla doludur. Arşiv belgelerinden
sonra kaynak olarak kullanılan ilk kitaptır. Bu kitabı önemli kılan hususların
ilki birinci elden kaynakların kullanılmış olması, ikincisi bu tip bir
eserin ilk olarak tedvin edilmesi, üçüncüsü bizzat maarif nazırı tarafından
desteklenerek vücuda getirilmiş olması, dördüncüsü aynı dönemde yaşayanlar
ve bizzat maarif işlerinin içinde olanlar tarafından kaleme alınmış olması.
Bir diğeri de kitapta ismi geçen bütün şahısların kısa kısa biyografilerine
yer verilmiş olmasıdır.
BİRKAÇ
SÖZ
Milletlerin
gelecekleri gençlerine, gençlerin geleceği de almış oldukları eğitimin
kalitesine göre şekillenir. İlim, basîret, mantık, idrak ve şuurla donatılmış
nesillerin tarihte oynadıkları müsbet rol bilinen bir gerçektir. Gençlerin
talim ve terbiyesi ile ilgilenen, onların maddî ve manevî ihtiyaçlarını
gideren milletlerin istikbâlleri bugünden, belki dünden daha parlak ve
muhteşem olacaktır. Elverir ki nesiller de katlanılan bunca zahmetlere
bîgane kalmasın.
İstikbâllerinin
parlak olmasını arzu edenler, mazîlerini de araştırarak aydınlatmak zorundadırlar;
zîrâ gelecek geçmişte saklıdır.
Önümüzde her sahada istifadeye hazır mükemmel bir tarihi birikim var.
Başta eğitim-öğretim faaliyetleri olmak üzere bu birikimden fevkalâde
bir şekilde istifade edilebilir. Bugün için geçerliliği kalmamış olanlar
bir tarafa bırakılarak, diğerleri yeni bilgilerle takviye edilip güncelleştirilebilir.
Her devirde işe sıfırdan başlamak yerine mevcut birikimden hareket etme
hedefe giden yolu daha da kısaltacaktır.
Mazî dünyasının tecrübelerini bugünün ilim ve sanatıyla mezc ederek, samîmiyet
gayret, basiret ve tefekkürle hareket edenlerin yeni ve muhteşem umranlar
kurmaları işten bile değildir; zordur, ancak imkânsız değil...
Kökünden koparılmış ve tefekkür dünyası dumura uğratılmış nesillerin;
din, vicdan, hürriyet, millet.. ve insanlık adına ortaya koyabilecekleri
hiçbir şey yoktur. Midelerini bu topraklarda doyursalar bile, kafaları
başka(larına ait) fikirler! için çalışacak, yürekleri ise başka sevdalar
için atacaktır.
Nesillerimize "itidâl"i öğretmek zorundayız. "İtidâl"i
bilen "ifrat" ve "tefrît"i de bilir. Doğu-batı, dünya-ukbâ,
madde-mânâ, kültür-medeniyet, millî-evrensel, dün-bugün, ilim-din, iç-dış,
kalp-kafa... dengesini kurabilen insanların oluşturdukları topluluklar;
tarihin de şehadet ettiği gibi, kendi içlerinde huzur ve sükûnun mimarları,
başka milletler için de birer müvâzene unsûru olmuşlardır. Dün-bugün-yarın
kombinezonunu mükemmel stratejiler geliştirerek kurabiliriz. W. Churchil'in
ifadesiyle; "Dün ile bugün arasında kavga çıkarırsak, yarını kaybederiz".
Bu mânâdaki dengesizliğimiz geleceğimize mal olabilir.
Aslında "mümkün"ü "nâ-mümkün" yapan bizleriz. Bilgisizliğimiz,
ufuksuzluğumuz, şuursuzluğumuz ve nefsî arzularımız önümüzdeki en büyük
engeldir; "yapamayız", "edemeyiz", "bizden bir
şey olmaz..." gibi düşünceler nefsimizin ürettiği bahânelerdir. İleri
memleketlerdeki ilmî çalışmalar şöyle bir gayeye matuftur; ilk önce kendi
insanının refah seviyesini daha da yükseltmek, dünyanın dörtbir yanındaki
ilmi gelişmeleri çok yakından takip ederek liderlik yarışından kopmamak
ve bayrağı devralacak gençlerin mükemmel bir bilgi donanımına sahip olmalarını
sağlamak, vs. Bizde ise her şey sanki ters istikamette seyrediyor. Kurulan
sistem sanki yetişen neslin ihyâsına (dirilişine) değil de, ifnâsına (yok
olmasına) hizmet eder bir vaziyettedir. Asistanlığını yaptığı Alman hocası
Bayezid meydanından geçerken merhum Erol Güngör'e sormuş, "Erol,
etrafta 6-8 yaşları arasından gözlerinden zekâ fışkıran çocuklar görüyorum.
Bu zekî çocukları okullarınıza alıp nasıl aptal hale getirdiğinizin sırrını
ise bir türlü çözemiyorum. Sahi bu zekî çocukları okullarınızda nasıl
aptal hâle getirebiliyorsunuz?"* diyor. Başka söze ne hacet. Bu,
bir yabancının bizimle ilgili tesbiti. Maalesef bizler çoğumuz itibariyle
ve ekser halde kendi meselelerimize bir yabancıdan daha fazla yabancıyızdır.
Herhâlde bu girdaptan kurtulmanın yolu; bütün melekeleriyle akıl ve kalp
kültürüne sahip ciddî, kaliteli ve çağı ile yarışan, hatta onun bir adım
önünde giden ilim ve irfan ocakları kurmadadır.
Hakîkatte ne ilm ü irfânın, ne de talim ve terbiyenin ehemmiyeti hakkında
söz söylemek izahtan vârestedir. Biz işi erbâbına havâle etmekle yetinelim.
Taceddin
Kayaoğlu
İstanbul, 2001
Copyright © CanBayburt.com All Rights Reserved.
|