Tarihçe
Eski çaglarda halcilerin yasadigi sahada yer alan Bayburt'un bir müddet
Roma Imparatorlugu hakimiyetine girdigi ve bu imparatorlugun ikiye ayrilmasi
üzerine Dogu Roma topraklari içinde kaldigi bilinmektedir. Bizans Imparatorlugu
teskilatina göre ülke, bugünkü eyaletlere benzer bir takim temalara ayrilmisti.
Bayburt Heldia temasina bagliydi ve bu eyaleti meydana getiren yedi piskoposlugun
dördüncüsünü meydana getiriyordu. Imparator Justinianus tarafindan kalesinin
tahkim ve tamir edildigi bilinen Bayburt, Arap fetihleri sirasinda Bagrat
sülalesinin hakimiyeti altinda bulunmaktaydi.
Bayburt ve yöresi, Türklerini Anadolu'da ilk yerlestikleri bölgelerdendir.
Tugrul Bey'in Anadolu seferi (1054) sirasinda Bayburt, Çoruh nehri ve Karadeniz
daglarina (Parhar) uzanan sahalara akinlarda bulunan Selçuklu kuvvetlerinin
hücumlarina maruz kaldi ise de fethedilemedi. Kesin Türk hakimiyeti Malazgirt
zaferinden sonra gerçeklesti. Sehir 1072'den 1202'ye kadar bazen Erzurum
yöresinde hüküm süren Saltuklar'in bazen de Danismendiler'in hakimiyetinde
kaldi. Bir ara Trabzon imparatoru I.Alexis Comnen'in kumandani Theodore
Gabras tarafindan isgal edildiyse de, kisa süre sonra yeniden Danismendli
hakimiyetine girdi. (1098) Selçuklular 1202'de Saltuklu Devletine son verince
Bayburt'u da ele geçirdiler.
Bayburt'un asil gelismesi, Süleyman Sah'in kardesi Erzurum Meliki Mugisuddin
Tugrul Sah ve oglu Cihan Sah (1020-1230) döneminde oldu. Tugrul Sah Bayburt
kalesini yeniden insa ve tahkim ettirdi. I:Alaeddin Keykubad tarafindan
Mogollara karsi sinirlar kuvvetlendirilirken Bayburt da Erzurum ile birlikte
Konya'ya baglandi. 1243 Kösedag savasinin ardindan Mogollarin Anadolu'yu
istilasi esnasinda yapilan anlasma geregi Baybirt Selçuklularin kontrolünde
kaldi. Bu durum 1291'de burada Giyaseddin Mesud tarafindan para bastirilmasindan
anlasilmaktadir.
Ilhanlilar devrinde Tebriz-Trabzon yolu üzerinde bulunmasi sebebiyle
daha da gelisen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarinin konakladigi bir
yerdi. Mogolistan'a giderken buraya ugrayan Marko Polo sehirde zengin Gümüs
madenlerinin bulundugunu belirtir. Hatta Ilhanlilar buradan yüklü bir vergi
geliri temin ediyorlardi. Bu dönemde Darül Celal adi ile anilan ve iktisadi
bakimdan canlilik kazanan sehir ayni zamanda bir kültür merkezi durumundaydi.
Burada Mahmudiye ve Yakutiye medreseleri kurulmus, Mevlevilik gelisme göstermis,
ayrica ahilik teskilati da yayilmisti.
Son Ilhanli hükümdari Ebu Said Bahadir Han'in ölümünden sonra (1334) Bayburt,
Eretnaogullari'nin eline geçti. Zaman zaman Erzincan Beylerinin hücumlarina
ugrayan sehir, bir ara Mutahharten'in idaresine girdi. Fakat çok geçmeden
Kadi Burhaneddin zamaninda Akkoyunlu beylerinden Kutlu Bey oglu Ahmet
Bey'in yardimi ile alindi ve Ahmet Bey'e ikta olarak verildi. Bir ara
Karakoyunlularin da eline geçen sehir sonra tekrar Akkoyunlularin eline
geçti ve uzun süre öyle kaldi.
Bayburt yöresi 1501'de bir ara Safeviler tarafindan alindi. Bu dönemde
Trabzon valisi olan Yavuz tarafindan bun bölgeye akinlar yapildi (1507).
Yavuz tahta çiktiktan sonra da çiktigi Iran seferinde bir kisim kuvvetlerini
Bayburt üzerine gönderdi. Ekim 1514'te Bayburt Sah Ismail'in elinden alindi.
Bundan sonra Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon Beyi Biyikli Mehmet
Pasa'ya verildi ve Sancak merkezi ilan edildi.
Kanuni'nin Iran seferi sirasinda önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541'de
esasli bir tamir gördü. 1553'te Sah Tahmasb'in akinlarina sahit olunduysa
da, bundan sonra XIX. Yüzyila kadar önemli bir olay yasanmadi. 1828-1829
Osmanli-Rus savasi esnasinda Rus birliklerinin isgaline ugradi. 1878 ve
1916'da Ruslar tarafindan yeniden isgal edilen Bayburt bu isgaller sirasinda
önemli oranda tahrip edildi.
1927'ye kadar Erzurum'a bagli olan Bayburt bu tarihte Gümüshane'ye baglandi.
21.06.1989 tarihinde 3578 sayili yasa ile il statüsüne kavustu.
BAYBURT’TAKI TARIHI ESERLER
Ø Bayburt Kalesi
Ø Bayburt Bedesteni
Ø Ahmet-i Zencani Türbesi
Ø Sehit Osman Türbesi Anonim Türbeleri
Ø Bayburt Ulu Camii
Yukarida eser incelemeleri hiç degistirilmeden ve ekleme yapilmaksizin
Ticaret Meslek Lisesi ve Ticaret Anadolu Meslek Lisesi Müdür Yardimcisi
ve Sanat Tarihi Ögretmeni ve Temel SEYHAN’in Üniversite bitirme tezinden
alinmistir.
Digerleri
Ø Pulur Camii
Ø Pulur Medresesi
Ø Pulur Hamami
Ø Sünür Camii
Ø Sünür Kutlu Beg Türbesi
Ø Bayburt Medreseleri(hakkinda bilgi yok)
Ø Çarsi Hamami(Bayburt)
Ø Imeret Tepesi Sehitligi
Ø Hafizaga Çesmesi
Ø Saat Kulesi
Not: digerleri bakanlikça gönderilen uzmanlar tarafindan hazirlanan Turizm
envanterinden ve diger kaynaklardan derlenmistir.
Bunlarin disinda daha bir çok tarihi eser mevcuttur ve tesbit edilmistir.
Tümüyle arastirma konusu olup bukadari ile yetinilmistir.
A – BAYBURT KALESI
Kalenin kimler tarafindan kuruldugu kesin olarak bilinmez. “Ilk yapinin
Ermeniler’e ait oldugu ileri sürülse de, Bagrat sülalesi zamaninda (885
– 1044) varligindan söz edilen Bayburt Kalesi’nin, çok daha önce miladin
ilk yüzyillarinda bölgesel prens ve kralliklarin mücadelelerinde rol oynadigi
anlasilmaktadir”. “Kale, Türklere geçmeden önce, Ermeni, Bizans, Arap ve
Kommenos idaresinde kalmistir”. Zengin bir tarihe sahip olan Bayburt Kalesi’nin
bir çok defa onarildigi, duvarlar görülen farkli insaat kadar, tarihi kaynaklardan
da anlasilmaktadir. Bayburt Kalesi hakkinda, Prokopios “... böylece bulunan
istihkamlar Jüstinianos eseridir. Bayburt ve Areon denilen kaleleri de
insa ettirmistir.” demektedir.
En mükemmel ve hasmetli seklini, Selçuklular zamaninda alan kale, 1200
– 1300 M. yillari arasinda Mugisüddin Tugrul Sah ve oglu Rukneddin Cihansah
tarafindan büyük bir onarim görmüstür. Bu durum, Tugrul Sah’in kendi adini
sik sik yazdirdigi kitabelerde açiklikla belirtilmistir. “Bayburt o tarihte,
Trabzon Kralligi’na karsi müthis bir tahkimat ile, zabti güç bir hale konmustur”.
Kitabelerden 610 H.(1213 M.) tarihli olaninda “ala yed-i” belirleyicisi,
yine Tugrul Bin Kiliç Arslan adina düzenlenmis olan, ikinci bir kitabede
“amir-i Hazihi’l imeret (...) üstaduddar Lülü” biçiminde yapim yöneticisinin
adi geçiyor. Yine Tugrul Bin Kiliçarslan adina düzenlenmis tarihsiz ve
çok asinmis bir kitabe “ala yed-i (...) Ziyaeddin (...)” yazilidir. Bunlar
birlestirilince, Lülü’nün üstaduddar ön adinin da Ziyaeddin oldugu beliriyor.
Bayburt Kalesi’nin Kanuni Sultan Süleyman ve ayrica, 952 (1574) yilinda
III. Murat tarafindan onarildigi bilinmektedir. “1828 / 29 Osmanli-Rus
savasinda, Rus generali Paskewich’in idaresindeki askerin Bayburt Kalesi’nin
burç, mahalle ve Camii’ni tahrip ettigini bir müddet sonra oradan geçen
Texier yazmaktadir.”
1- KALENIN MIMARISI
Yer yer bütünü ile ortadan kalkmis, bazi kesimleri ilk yapilis özelliklerini
yitirmis, bazi kesimleri de yakin tarihlerde onarilmis olan kale, Çoruh
Nehrine hakim bir noktada kurulmustur. Iki büyük kale burcun bulundugu
ön cephe, savunmaya en çok ihtiyaç gösteren kisim olarak düsünülmüstür.
Kale eski duvarlara ilave edilenlerle çift kat haline getirilmistir. Bugün
güney - bati yönünde ön kat surlarini takip etmek mümkündür. Her iki sur
sirasi disinda, bilhassa güney ve kuzey – dogu yönünde yer yer, duvar kalintilari
görülmektedir.
Dis ve iç surlar arasindaki mesafe, 200 metre kadardir. “Alti köse üzerine
meydana gelen surlar, yarim silindiri andiran köseli burçlarla takviye
edilmistir.” Burç yükseklikleri, 12 –13 metre; sur yükseklikleri, 30 metre
kadardir. Yapinin en yüksek tarafi bati ucudur. “Kalenin doguya açilan
kapisi; Demir kapi, batida olani; Nöbethane kapisi diye, Evliya Çelebi
tarafindan isimlendirilmislerdir”. Kapilardan biri tamamen yikilmis, biride
son yillardaki onarimlarda yenilenmistir. Hamilton, kapi kemerinin bir
tarafindan Arap ve Türk kitabelerinin, diger tarafta da kabaca oyulmus
büyük bir arslan figürünün bulundugunu anlatir.
Kalker tasindan insa edilen kalenin saglamligindan, josaphan balbaro
hayranlikla bahseder. “Kalenin en iç yapisi kireçle karisik moloz tastir.
Orta tabaka, daha düzgün taslardan ve dis tabaka, kare seklinde kesme taslardan
meydana gelmistir.” Ayrica taslar üzerindeki usta isaretleri dikkat çekiçidir.
Iç kale duvarlarinda, zahire ambarlari olmasi mümkün olan, bazi dehlizler
görülmektedir. “Nitekim, XVI. yüzyila ait bir defterde kale de 7 adet bugday,
arpa ve diger hububati depo etmekte kullanilan ambarlar bulundugu kayitlidir.”
Kalenin içindeki belli basli kalintilardan birisi, kilise harabesidir.
Yine nispeten ayakta kalan iki yapida, kalenin kuzeyinde dogu – bati istikametinde
uzanan evvelce besik tonozlarla örtülü mekanlardir. Bunlar toprak düzeyinde
hayli asagida yer alirlar. Evliya Çelebi, kale içinde eski yapi tarzinda
300 evin bulunup çarsi, han ve hamaminin olmadigini, II. Mehmet tarafindan
3000 kisilik bir koloninin yerlestirildigini anlatmaktadir. Meshur bir
cami olan, Ebu’l Fetihten ise, bir iz kalmamistir.
Güney – bati surlari üzerinde görülen bir kornis altinda bulunan, nesih
yazinin bir kesimi döküldügü için okunamamistir. Bu duvarin alt tarafinda
bir silme kalmistir. Sehre bakan kesimin duvarlarinda görünen bazi usta
isaretleri dikkat çekicidir.
Kalenin asil önemi yani, “Çini Maçin” kalesi isminin verilmesine sebep
olan, çini süslemelerdir. “Bati kesiminde yer alan, nöbethane kapisinin
sol yaninda ve gene ayni çephenin baska bir yerinde bulunan kitabelerin
yakininda, çogu üçerlik guruplar halinde yuvarlak çukurlar vardir. Mor,
yesil, mavi renkli ve seffaf sir altina yapilan bu çinilerin uzaklardan
aksettigi kaydedilir.
“Ancak, uzaklardan belli olacak piriltilarin düz çiniler degil, içbükey
yüzeylerde yani, keramik çanaklardan aksetmesi akla daha uygundur”. Çukurlarin
yakininda yogunlasan kitabelerin Selçuklu devrine ait olduguna göre, çanaklarinda
bu devirden kaldigi söylenebilir. Keramigin ilk amacindan farkli sekildeki
bu kullanilisi, Avrupa sanatinda “Baçini” adini alir. “Bu tip çanaklar,
daha çok dis mimaride kullanilmistir. Cephenin çesitli yerlerinde kullanilisina
en erken X. ve XI. yüzyillarda, Bizans’ta ve Bizans’a yakin çevrelerdeki
örneklerde rastlanir. Bulgaristan da çok yaygin olan, bu süsleme seklinin
X. yüzyildan itibaren XIV. yüzyila kadar sik sik karsimiza çikmasina ve
Yunanistan’da bilhassa, Makedonya kiliselerinde çok görülmesine karsilik,
baskent Istanbul ve Bizans’in çakirdegi sayila bilecek o devrin Anadolu’sunda
hiç bir örnegin tesbit edilemeyisi dikkat çekicidir.
“Islam sanatinda Meraga’da Kümbed-i Surkn (1147)’da ve Aksehir Ferruh
Sah Mescide (1224) çephelerinde olmak üzere, birbirine çok uzak iki yerde
karsimiza çikar. Fakat esasen, Aksehir’deki örnekte de daha çok bir kaç
kapi süsünden bahsedilebilir. Taç kapi süsü olarak, Anadolu’da tek örnek
olmayip, tesbit ettigimiz bütün örneklerde Anadolu’dandir. Kemah’ta Mengücek
Gazi Türbesi (XI. yüzyil sonu, XII. yüzyil basi), gene ayni yerde Behram
Sah Türbesi (1228), ve Ankara’da Haci Ivaz Mescidi (XV. yüzyil basi) bu
gruba girer. Bayburt Kalesi’nde ise, kitabe yerlerinin belirtilmesi amaci
ile gene ayni kapilarin civarlarinda bahsedilen, keramit çanaklardan kullanilmistir”.
“Burada bilhassa, Divrigi Seyh Kamareddin kümbetinde oldugu gibi, taç üzerine
sirli çanaklarin yerlestirilmis oldugu anlasilir”. “Anadolu’nun Türk devri
yapilarinda kullanilan renkli keramik çanaklarin, hepside Islam eseridir.
Selçuklu ve Beylikler devri yapilarinda tespit edebildigimiz bütün örnekler,
renkli sir tekniginde ve yapilarla çagdas sayilabilecek kadar yakin tarihlere
ait Türk keramikleridir. Çogunda firuze renkli sir görülür. Bu çesit keramigi
Aksaray’da Kizil Minare’de, Ferruh Sah ve Küçük Ayasofya Mescitlerinde,
Antalya’da Yivli Minarede, Bayburt Kalesi’nde ve Van’da Sinaneddin Camii
minaresinde tespit edebiliyoruz.”
Halk arasinda Çinimaçin Kalesi de denilen Kale, dede Korkut hikayelerinden
"Kam Büre Oglu Bamsi Beyrek Boyunu Beyan Eder" adini tasiyan
hikayede Beyrek'in (Bey Böyrek veya Bamsi Beyrek) fethedip ün kazanmak
üzere yola çiktigi kaledir.
B – BAYBURT BEDESTENI:
Yapi Ulu Caminin dogusunda ve çarsi içindedir. Etrafi yeni yapilan dükkanlarla
çevrili oldugundan fazla dikkat çekmemektedir. Yerli halk tarafindan “Tashan”
diyede isimlendirilmektedir. Bugün depo olarak kullanilan Bedesten bir
ara haman olarakta kullanilmistir.
Halen birbirleriyle baglantisi bulunmayan iki kisimdan olusan Bedesten’in
disindan sadece kuzey – dogu kösesi görülmektedir. Kuzey ve kuzey – doguya
yerlestirilmis iki kapi, içeriyi girisi saglarken bunlardan kuzeydeki bilinmeyen
bir zamanda kapatilmistir. Disari tasinti yapmayan bu kapi eyvan türe diyebilecegimiz,
ancak yüzeysel tutulmasiyla bu tipten ayrilan bir özellige sahiptir. Sivri
kapi kemerinin birinci bordüründe üçgenimsi nislere yer verilmistir. Yarim
daire biçimli içbükey elemanlarinin en distan oldukça yüzeysel bir dis
sirasi tarafindan çevrelendigi görülmektedir. Iki renkli tastan yapilmis
basik kapi kemeri ile, sivri kemer arasi bos birakilmistir. Anadolu Selçuklu
taç kapilarinda kitabe için ayrilmis olan bu kesim, düzgün kesme taslarla
dolgulasmistir. Sivri kemerin yüzeyindeki yarim daire biçimindeki iç bükey
girintiler, baska hiçbir kapida görülmemekle birlikte, Bayburt kalesindeki
çini tabaklarin degisik bir varyasyonu olarak düsünülebilir.
Çevresinde basit bir profil bulunan üç dilimli kemerin çevreledigi kuzeydogu
kapisi, yapinin bugün orijinal olarak disaridan görülebilen tek elemanidir.
Özellikle Artukoglu bölgesinde yaygin olarak kullanilan bu kemer formu,
Konya Sahib Ata Hanikahi, Sirçali Medrese ve Sinop Alaaddin Medresesi kitabeliklerinde
de karsimiza çikmaktadir.
“Esas Bedes’ten ortasinda 2.20 * 2.20 metre boylarinda kesme tas bir
ayak bulunan takriben 17,20 * 17,20 metrelik kare bir mekandir. Ortadaki
masif ayakla duvarlardan 25 cm kadar çikan plastirlar üzerinde yer alan
4 sivri kemer ve köselerdeki arslan gögüsleri üst yapiyi meydana getiren
kubbeyi tasimaktadir. Söz konusu bu dört kubbeden birisi ilk durumunu kaybetmistir.
Yayvan kubbelerde açilan pencereler de orijinal degildir.”
Beden duvarlari orta ayak ve kemerler kesme tas, buna karsilik arslan
gögüsleri ve kubbeler tugladir. Ayak ve kamerler haricinde tüm iç yüzeyler
bugün sivalidir. “Yapinin beden duvarlari dista da basit profilli bir silme
ile son bulmaktadir. Kubbelerin kasnaklari bu gün moloz tas olarak gözükmekte,
bu hal kasnagin sekli hakkinda kesin bir sey söylememize mani olmaktadir.
Bu kisimda büyük ihtimalle malzemenin kesme tas oldugu, sekizgen bir form
gösterdigi ve basit profilli bir silme ile bitirildigi söylenebilir.”
Kare seklindeki esas mekanin batisinda bulunan ikinci mekan dar bir dikdörtgen
seklindedir. Bedesten ile bu kisim arasinda geçisi saglayan iki kapi örülmüs
oldugundan, giris güney duvarinin delinmesi ile saglanmistir. 5,60 metre
genisliginde ve 24 metre uzunlugunda dikdörtgen bir plana sahip bu hacim,arka
arkaya siralana tonoz ve kubbelerle örtülüdür. Ortada her iki yönde 40
cm duvar çikintisi üzerinde oturan 4 metre genisligindeki bir sivri tonoz,
bunun her iki yaninda kare planda arslan gögüsleri ile geçilen iki kubbe
bulunmakta ve kuzey ucunda sivri tonoz, güney ucunda ise eliptik bir kubbenin
örttügü bölümlerle son bulmaktadir. Güneydeki iki kubbe, ve geçisleri tugladan,
kuzeydeki ise arslan gögüsleri de dahil olmak üzere kesme tastan insa edilmistir.
Orta tonozun alinliklari tugla olup, ortasi moloz tastir. Kuzey uçtaki
tonoz ise, tamamen moloz tastan insa edilmistir. “Türk mimarisinin genel
özelligi olan, amaca uygunluk, sadelik güzelligi boyut ve ölçülerle degil,
nispetlerle elde etmek prensibi Türk bedestenlerinde de kesin olarak kendini
göstermektedir. Bir süs olmaktan çok bir kullanma ve dolayisiyla yipranma
konusu olan bedestenlerde lüzumsuz bütün detaylardan kaçinilmis, saglamligi
temin eden boyutlara ve mimari elemanlara yer verilmistir.”
Tas ve tuglanin bütün Türk eserlerinde kullanilmis olmasi gibi, bir gelir
konusu olmasi dolayisiyla uzun senelere geçisi ve içinde yangin ve benzerlerinden
korunacak esya bulunmasi sebebi de vardir. Tonoz ve kubbeler daima tugladan
örülmüstür. Orta ayaklari genellikle kesme tas olan bedestenlerde, az pencere
açilmasinin nedeni de içinde çok kiymetli esyalar bulunan çarsilari, emniyet
bakimindan zayiflamamasi içindir.
Bedestenler plan itibari ile dört gruba ayrilirlar;
1. Üstü kapali bir tek hacim halinde en basit tip.
2. Ortasinda ayaklar bulunan ve etrafi dükkansiz tip.
3. Iç ve dis kenarinda dükkan olan tip.
4. Ortasi direkli, iç kenarinda mahzen seklinde odalar ve disinda bir
sira dükkan bulunan tip.
Bunlardan ikinci guruba dahil edebilecegimiz Bayburt Bedesteni, II. Beyazit’in
Kapi Agasi Hüseyin Aga tarafindan yaptirilan Amasya, XVII. yüzyilda Fazil
Ahmet Pasa tarafindan yaptirilan Vezirköprü ve bilhassa plan ve ölçü bakimindan
bunu çok andiran, eskiden bedesten oldugu söylenen Zile Camii ile büyük
bir benzerlik gösterir. Hepsine ana mekan kuvvetli bir paye ve dört yöne
açilan kemerlerle, dört bölüme ayrilmistir. Her bölümün üzeri birer kubbe
ile örtülüdür. Ana mekan alti bölüme ayrilmakla birlikte, Gelibolu ve Tokat
bedestenlerine de plan itibari ile çok benzeyen Bayburt Bedesteni’ni Evliya
Çelebi söyle anlatmaktadir.; ”........ Kadizade Mehmet Çelebi Camiine bitisik
bir büyük han yapip camiye vakfetmistir. 300 kadar dükkanlari vardir. Süslü
karhane bedesteni var, mahkemeye bitisiktir.”
Selçuklu yapi gelenekleri devam ettirilen bir bina olarak dikkat çeken
bedesten, sade kesme tas yapiyla disari kapali bir durum arz eder. Evvelce
var olan kitabesi kaybolmustur. Evliya Çelebi’nin 1057 H. ( 1647 M ) tarihinde
yapiyi görmesi, XVII. yüzyil yapilarinda Amasya, Vezirköprü, Gelibolu,
Tokat ve eskiden bedesten oldugu söylenen Zile Camiine plan yönünden benzerligi
ve Kanuni Sultan Süleyman’in kaledeki 951. H. ( 1545/46 M.) tarihli kitabesine
dayanarak, Bayburt Bedesteni XVI. yüzyil sonu, XVII. Yüzyil baslarinda
bir Osmali eseri olmalidir.
AHMED-I ZENCANI TÜRBESI:
Tuzcuzade mahallesinde, Cumhuriyet Ilkokulu’nun karsisinda yer alan türbe,
Ahi’lerden Ahmed-i Zencani’ye aittir. Orjinal dokusu tamamen degismis
olan yapinin 1200 H. ( 1786 M. ) tarihli bir onarim kitabesi vardir. Kuzey
– bati duvarinda ve güney penceresinin dis tarafinda bezenmis iki tas
blok ve mihrap, asil yapidan kalmis olmalidir. Üst örtüsü tamamen yikilmisken,
son yillarda onarilarak kapatilmistir.
Iç ve dis taraftan sekizgen plan gösteren türbenin, kare seklinde mumyaligi
vardir. Çift tarafli merdivenlerle çikilan kapi, yuvarlak kemerli olup,
mimari bir degeri yoktur. Girisin karsisindaki dogu penceresi, günümüzde
kapatilmistir. “Bir mihrap gibi düzenlenen sekizgenin güney yüzüne bir
pencere açilir. Üst üste iki sütünce iki yani çevrelerken birisi yayvan,
öteki derin iki nis, pencerenin sag ve soluna yerlestirilmistir. Bu genis
pervaz, merkez penceresinin basik kemerini esit olarak belirlerken, birkaç
simetrik kivrimli desenlemelerle nislerin her birini dolasir. Pencerenin
üzerine yerlestirilmis olan, büyük dikdörtgen blok, oyulmamis olup süphesiz
kitabe için ayrilmistir.”
“Anitin tek bezemeli elemani olan mihrap, genel yapi dokusuyla çelismektedir.
Onun kapsadigi süsleme, silmelerle çevrelenmis olup, geçmeler arasindaki
geometrik ve bitkisel elemanlar köselerdeki sütüncelerde toplanmistir.”
Asagida sütünceler, oldukça ince isçilikli zik-zak desenlerle süslenmistir.
Yarim palmet, rumi ve üç yaprakli yoncalardan olusan birlesik bir kompozisyon
alttaki sütünceler kusatir. Sütun basliklari, iki bölüm halinde düzenlenmistir.
Üçgenlerin birbirine geçmelerinden ve aralarina bes kollu yildizlarin yerlestirilmesinden
meydana gelen silindir biçimli geometrik bordür, basligin alt kesimini;
mukarnas, yuvalarini hatirlatan üç bölümlü bordür ise, alt bölümü kusatir.
Altigenlerin birbirlerine geçmelerinden olusan geometrik kusak, üsteki
sütunlarin gövdelerini süslemektedir.
Bunlarin basliklari ise külah düzenlenmis olup, bos birakilmistir. Mihraba
tam olarak simetri egemendir. Üzerindeki geometrik ve bitkisel elemanlar
son derece derin oyulmustur. Bu özelligi ile Erzurum Yakutiye Medresesi
( 1310 M. ) süslemelerini hatirlatir.
Türbenin etrafina yayilmis olan islenmis tas bloklari, ilk bakista bu
yapiyla ilgili diger bir yapinin kalintilari olarak görünürse de, mihrabin
süslemeleri ile uyusmus olmasi, onlarin asil yapiya ait olduklarini ortaya
koyar. Bu taslardan biri, türbenin kuzey – bati, daha küçük ölçüdeki digeri
güney pencerelerinin dis tarafindadir.
Bu türbe süslemelerinin karakterine uygun siluette Kayseri’deki sekizgen
planli bir kaç yapida uygulamasi görülür. Ancak Kayseri türbelerinde süslemelerin
dizilisi biçimi, Ahmed-i Zencani türbesine göre degisiktir. Günümüzde yapida
dikkati çeken, bütün süslemeyi üzerinde toplayan mihrap, 708 H. (1308 M.)
tarihli, Erzurum Karanlik Kümbetin mihrabiyla benzerlik gösterir.
Vakif kayitlarina göre, Ahi Ahmed-i Zencani türbesi, Bayburt’un eski
ziyaretlerinden biridir. Bu durum türbenin asil yapim tarihini aydinlatmak
için yeterlidir. “Bütün Anadolu sehirlerinde oldugu gibi Bayburt’ta da
Ahilik teskilati kuvvetli idi. Ticaret ve toplumsal hayata düzen veriyordu.
Bayburtlu Ahi Ahmed bu sehrin büyüklerinden ve zenginlerindendir. Mevlana
Celaleddin’in ününü duyan Ahi Ahmed, gençliginin ilk günlerinde Konya’ya
ziyarete gitmek istemis fakat babasi kendisine izin vermemisti. Bununla
beraber uzaktan onun mürsidi olmustu. Bu sebeple Sultan Veled, ona birader
ve dost kelimeleri ile hitap ederdi. Ulu Arif Çelebi 715 H. (1315 M.) senesinde
Bayburt’a gidince birçoklari onun müridi olmus ve Mevlevilik burada daha
fazla yayilmistir. Ahi Ahmet’in misafiri olan Sultan Veled, bu esnada Bayburt’a
gelen Hoca Yakut ile görüsmüs ve hep birlikte onun köyüne giderek orada
Mevlevi ayini yapmislardi.”
Ahi Ahmet Zencani 710 H. (1310 M.) tarihinde Erzurum’daki Yakutiye Medresesini
yaptiran Hoca Yakut ile yakin dost oldugu, 715 H. (1310 M.) tarihinde
hayli yaslanmis olmakla birlikte, hayatta oldugu anlasiliyor. Bu tarihi
takip eden, 5/10 yil içerisinde Ahmed-i Zencani’nin vefat ettigi düsünülürse,
türbenin 1315 – 1325 yillari arasinda Hoca Yakut tarafindan yapilmis olabilecegi
kuvvet kazanir. Zaten ayni usta elinden çiktigi kanisi uyandiran, geometrik
ve bitkisel süslemeler yani sira, Erzurum Yakutiye Medresesi taç kapisindaki
kademeli sütünce basliklari ile benzesen, Ahmed-i Zencani türbesi mihrabinin
sütünce basliklari dolayisiyla, bu tarihleme daha da geçerlilik kazanmis
olmaktadir.
D – SEHIT OSMAN TEPESINDE BULUNAN TÜRBELER
Yerli halk tarafindan Sehit Osman diye adlandirilan tepede, biri silindirik
planli, digeri kare alt yapida sekizgen planli iki türbe yükselmektedir.
Mezarlik içinde bulunan bu türbeler, kalenin batisinda kalmaktadir. Her
ne kadar Saltuk kumandanlarindan Mergüç Gazi’nin kardesi Osman ve kiz
kardesine ait oldugu söylenirse de, mümkün degildir. Silindirik planli
türbenin, silik olan kitabesi okunamamistir. Fakat etrafinda bulunan mezar
taslarinin sekilleri ve yazi izleri onlarin 600 – 700 senelik olduklarini
göstermektedir.
ANONIM TÜRBE I:
Tepede büyük bir simetri içinde bulunan, türbelerden bahsedecegimiz Sehit
Osman Türbesi diye adlandirilir. Üstü açik ve harap bir durumdayken, son
yillarda yapilan onarimlarda, konik külahla kapatilip yenilenmistir.
Türbenin dis cephesinin oturtmaliginda disari taskin bir sira tas kullanilmistir.
Güney, kuzey ve dogu yönünde, oldukça küçük tutulmus üç pencere yapiyi
aydinlatmaktadir. Üst üste üç silme konuk külaha geçisi saglanmistir. Dikdörtgen
bir form gösteren ve disari hafif bir çikinti yapan taç kapisi, çikis merdivenleri
yikildigindan yüksekte kalmistir. Tamamen düz yüzeylerden olusan kapi çerçeveleri
içeriye dogru kademelenme göstermektedir. Keskin köseleri yumusatan yuvarlak
silmeler, köse sütünceleri gibi düzenlenmistir. Asil giris kapisi, basik
kemerli olup, lamba zivana tabir edilen tarzda örülmüstür. Bunun tam üzerine
yuvalari oldukça küçük tutulmus, içleri de benzeme alanina katilmis dört
sira mukarnas yerlestirilmistir.
Yapinin içinde eski bir mumyaligi olduguna dair herhangi bir bulgu yoktur.
Gayet düzgün sade bir isçilik gösteren türbenin mihrabinin iki yaninda
mukarnaslarla süslü sütünceler yer almaktadir. Taç kapidaki gibi, yuvalari
küçük tutulmus ve benzeme alanina katilmis bes sira mukarnasli mihrap,
küresel bir örtü ile nihayetlenir. Üç sira duvar örtüsünden sonra, içeriye
dogru girinti yapan taslar büyük ihtimalle türbenin iç kubbesini olusturuyorlardi.
Mihrabin yüksekte kalmis olmasi, evvelce bir mumyaliginin olduguna isaret
sayilabilir.
Yapida malzeme olarak, düzgün kesme tas kullanilmistir. Yörede halen
kullanilmakta olan malzeme, Bayburt Kalesi’nde de karsimiza çikmaktadir.
Tas üzerine islenmis bazi usta isaretleri dikkat çekmektedir.
Plan bakimindan, silindirik gövdeli, konik külahli türbeler, Iran’da
Selçuk öncesi çagindan beri tanindigi halde (Ratkan Nika 1016 – 1021, Rezget
1009 –1010 ), Anadolu’da ilk örneklerine Ahlat’ta rastliyoruz. “1279/80
tarihli Hüseyin Timur Asan Tegin ve 1281 tarihli Bugatay Aka-Sirin Hatun
Kümbetleri oturmaliklarinin üst köseleri pahlanarak oniki gen planli bir
kaide hazirlanmis, bunun üzerine konik külahli silindirik bir gövde oturtulmustur.”
“Kemah’ta Togay Hatun (XIV. Yüzyil) ve Kayseri’de Sirçali Kümbet (XIV.
Yüzyil ortalari) 0silindirik gövdenin genel formasyonuna daha hakim oldugu
örneklerdir. Erzurum’daki Cimcime Sultan Türbesi ve Üç Kümbetler d0iye
anilan türbelerden bir tanesi bu gurubun birbirine çok benzeyen iki örnegidir.
Ikisi de kitabesiz olan bu eserler, Ilhanlilar devrinde muhtemelen XIV.
yüzyilda yapilmis olmalidir.”
Anonim Türbe I’in bir arapça kitabesi, taç kapinin sag üst kösesinde
beyaz bir tas üzerine oyulmak suretiyle yerlestirilmistir. Çok silik oldugundan
bugün okunamaz durumdadir. Isin basindan hata yapan, Gülyaz Akagün Saltuklular’a
ait oldugunu düsünerek, hiç bir delil getirmeden yapiyi XIII. yüzyila tarihlemektedir.
Ancak geç dönem özelligi olarak sayabilecegimiz unsurlar türbede mevcuttur.
Söyle ki, taç kapinin bos yüzeyleri, buna karsilik mihrap da dahil, mukarnas
sistemlerinin çok küçük tutulmasi ve içlerinin de bezeme alanina katilmis
olmasi geç özellikler olarak sayilabilir. Yapi bu durumu ile ölçüleri,
silindirik gövde yapisi, dekorasyonu ile XIV. yüzyilin ilk yarisina tarihlenebilir.
ANONIM TÜRBE II :
Anonim Türbe I’den bir kaç metre uzakta insa edilmistir. Farkli plan gösteren
bu yapida son onarimlarin izlerini görmek mümkündür. Kuzey-güney yönünde
egilimli bir araziye yerlestirildiginden, bir kesimi toprak altinda kalmistir.
Kare alt yapida, sekizgen gövdeli olup, sekiz yüzlü piramidal bir çati
ile örtülüdür. Üst örtü ile gövdenin boylari birbirine esit sekilde tutulmustur.
Tepesinde dairevi topuz gibi bir tas alemi bulunur. Dört ana yöne açilan,
dört pencere, yapiyi aydinlatmaktadir. Bular son derece küçük tutulmalariyla
dikkat çekmektedir. Hiçbir mimari özelligi olmayan yuvarlak kemerli kapidan
içeriye giris saglanmistir. Bugün için türbenin mumyaligini belirlemek
güçtür. Güney duvarina yerlestirilmis anitsal mihrap, yarim silindirik
bir nis biçimindedir. Üzerinde hiçbir bezeme elemani yoktur. Içteki kubbeye
küresel tromplarla geçilmektedir. Sekizgen alt yapidan, kubbeye geçisi
saglayan küresel tromplar, çok asagidan baslar ve kubbe etegi ile arada
genis bir mesafe birakir.
Malzeme olarak kesme tas kullanilan türbede, tek bir bezeme elemanina
dahi yer verilmemistir. “Kübik bir gövde üzerine, kümbet seklinde adeta
ikinci bir gövde gibi, örtü sistemi olan türbelere ilk örnek, XIII. yüzyilin
II. yarisina tarihlenen Amasya Gök Medrese’ye bitisik türbedir.” Bu tipin
ikinci türbesi, ilk kurulusu bilinmeyen 1274 M. tarihli Konya Mevlana Türbesi’dir.
Bayburt’taki Anonim Türbe II, Aksehir Seyyit Mahmut Hayrani ve Sivas Güdük
Minare Türbesi’yle ölçüleri bakimindan karsilastirilarak, XIV. yüzyilin
sonu yahut, XV. yüzyilin basina verilebilir.
F – PULUR CAMII
Gurubun güney-dogusunda bir avlu içinde bulunan bu cami, giris kapisi üzerindeki
kitabeye göre, Korkmaz Bey’in oglu olan Ferahsad Bey tarafindan H. 923
(M. 1517) yilinda yaptirilmistir. Sah Ismail ile Yavuz Sultan Selim’in
Çaldiran savasi sirasinda Osmanli devletine büyük yardimlarda bulunan
Ferahsad Bey’e büyük topraklar bagislanmis ve sonradan Kanuni Sultan Süleyman
da tasdik etmistir.
Yapi Osmanli mimarisindeki tek kubbeli cami tipindedir. Dis görünümüyle
uzaktan dikkati çeker. Caminin genel mimari üslubu, diger Osmanli camilerine
benzemektedir. Ancak kubbe ve tromplarin üzeri çinko ile kaplanmis ve kubbe
etegine ahsap bir saçaklik ilave edilerek orijinal durumunu kaybetmistir.
Ana kapidan, kare planli asil mekana girildiginde, sekizgen kasnakli
ve büyük çapta kubbeli mekan, rahat bir etki birakmaktadir. Kesik tromplarda
köse taslarinin kullanilisi dikkat çeker. Tromplar arasinda duvarlarda
sathi ve sivri kemerler yer alir. Kubbe ve tromplarin orijinal dis yapilari,
simdi belli olmamaktadir. Kible duvarinda bulunan mihrap nisinin sonradan
boyanmis orijinal nesih bir kitabesi vardir. Avluda bulunan tas parçalarinin
eski mihraba ait oldugu söylenmektedir. Esas minbere ait tas parçalari,
son cemaat kismindadir.
Camiye bitisik son cemaat yeri, her iki tarafta da cami bünyesinden disa
tasar. Bes bölümlü son cemaat yeri basit, kare kaideli sütunlar ile ayrilir.
Sütunlar bir kemer ile cami duvarina baglanirlar ve kubbeleri desteklerler.
Kubbelere geçis pandadifledir. Son cemaat yeri, orta kisimda yuvarlak,
yanlarda U seklindeki dar kemerlerle avluya açilir. Iki kademeli kemerlerin
üzerinde iki sira seklindeki dar kemerlerle avluya açilir. Iki kademeli
kemerlerin üzerinde iki sira düz silme daha üste üç küçük ve büyük ana
kubbe ahenkli bir görünüm saglar.
Her üç cephedeki kirik sivri kemerli ikiser pencere ile, kubbe etegindeki
üç pencere yapiyi aydinlatmaktadir.
Cami, sari ve koyu pembe kesme taslardan gayet muntazam bir isçilige
sahiptir. Giris kapisi cepheden pek az taskin, sivri kemerlidir. Tastan
yapilan kapinin kemer alinliginda iki satir halinde nesih kitabe yer alir.
Kapi düz silmelerle dikdörtgen seklinde sinirlidir. Giris kemerinde iki
renkli taslar alternatif olarak siralanir. Bu kisim ilk durumunu tam olarak
koruyamamistir.
Caminin giris duvarina bitisik, alti ahsap direk üzerine oturan, kadinlar
mahfiline, sol tarafindan merdivenle çikilir. Caminin kuzey-batisinda bulunan
minarenin girisi son cemaat yeri içindedir. Kaide ve kasnak kismi iki renkli
kesme taslardan yapilmistir. On iki köseli kasnak üzerinde silindirik olarak
yükselen gövde, tugla siralariyla itinali olarak örülmüstür. Sonradan yapilan
ahsap serefenin hemen altinda basit stalaktitli dört friz dolanir. Petek
kismi ince bir silindir seklinde yükselmekte olup külahi da orijinal degildir.
1517 tarihli Pulur Camii’nde oldugu gibi, tek kubbeli ana mekan ile kubbe
veya meyilli bir çatiyla örtülü olan son cemaat yerine sahip bu plan semasinin,
Anadolu Beyliklerince getirildigi bilinmektedir. Çevrede hemen ayni plan
semasina sahip diger bir eser, Akkoyunlular’a ait Hinzaverek (Çatalçesme)
camiidir. Bu plan semasinin ilk örnekleri XIV. yüzyilin ilk yarisindan
itibaren Mentese, Germiyan, Candarogullari Beylikleri tarafindan verilmis
ve Osmanli yapilariyla paralel bir durum göstermistir. Bu tipin örnekleri
arasinda, Mentese Beyligi’ne ait Ilyas Bey Camii (Turgut : Leyne’de 1330
tarihli), Menteseogullari’nin son zamanlarina ait Kepez Yelli Camii, Candarogullari’nin
Kastamonu’da Ibni Neccar Camii (H. 754, M.1353), Germanogullari’nin Afyonkarahisar’da
Kubbeli Mescit (H. 731, M.1330), Bursa’da Osmanli devrinin ilk camilerinden
biri olan Alaaddin Camii (H.726, M.1326), Istanbul’da Firuz Aga(1491),
Ibrahim Pasa Camii (1504) sayilabilir.
G – PULUR HAMAMI
Pulur Köyü’nde Akkoyunlular’a ait olan iki hamamdan biri tamamen kaybolmus,
digeri ise harap olmustur.
Caminin güney-batisinda bulunan harap hamam ahir olarak kullanilir. Ahirin
güney tarafi, kare bir mekan seklindedir ve bu mekani örten kubbe yikilmistir.
Kubbeye intikali saglayan sivri kemerli troplar arasinda, sathi kemerler
vardir.
Alt duvarlarin tas olmasina karsilik üst duvarlarin tugla oldugu anlasilir.
Kubbe etegi, iç taraftan iki sira kirpi saçakli çevrilidir.
Bu kare mekanin kuzeyinde, dar bir koridor bulunmaktadir. Sivri besik
tonozla örtülen bu kisim, küçük bir kubbeli tonozla nihayetlenir. Bunun
arasindaki kisimda, duvarin dogu kösesinde bulunan pandantif izleri sebebiyle,
burada küçük kubbeli odalara sahip, dört elvanli bir halvet düsünülebilir.
H – PULUR MEDRESESI
Pulur Camii’nin avlusunda bulunmaktadir. Bu “L” seklinde tek katli bir
yapidir. Dogu-bati yönünde yan yana siralanan üç oda kuzey kanadini, kuzey-güney
dogusunda bulunan iki dikdörtgen oda kanadini ve her iki kanat bu “L”
seklini meydana getirmektedir.
Yapi, düz toprak damla örtülüdür. Cami gibi iki renkli kesme taslardan
yapilmistir. Iç kisimlar ise dolma duvardir.
Odalar, bati ve güney cephelerden kapi ve pencerelerle avluya açililar.
Bunlar itinali tas isçiligine sahiptir. Kademeli kemerlerle, söve tasinin
sinirladigi nislerde Farsça beyitler yer almistir.
Küçük ölçüdeki bu medrese odalarinda, güzel nislerle süslü ocaklar dikkati
çeker.
Pulur medresesini yaptiran sahsin Akkoyunlu Süleyman Bey oldugu söylenir.
Bu taktirde yapi, XIX. yüzyilda yapilmis olmalidir. Çünkü Süleyman Bey’in
“Asakiri Mansura” binbasisi oldugu ve H. 1208’de öldügü Erzurum Ibrahim
Pasa mezarligindaki mezar tasindan anlasilir. Fakat 1881 tarihli bir tapu
raporunda, bu yapilardan “Zaviye-i Camii Serif ve Medrese-i Münif Gazi
Ferahsad Bey der Kariye-i PULUR” seklinde bahsedildigine göre, medreseyi
de Ferahsad Bey’in XVI. yüzyilda yaptirdigi ortaya çikar. Böylece Süleyman
Bey’in de sonradan bu medreseyi onarmis oldugu düsünülebilir. Ünlü halk
sairlerinden Bayburtlu Celali’nin de bu Pulur Medresesi’nde okudugu bilinmektedir.
Plan itibariyle Pulur Medresesi’nin benzer bir örnegi Gaziantep’te bulunan
Ramazaniye (Ahmet Çelebi) Medresesi’dir. (H. 1140) M. 1707 tarihini tasiyan
vakfiyesi yaninda bu medresenin çok daha erken devirlerden, XIII veya XIV.
yüzyillardan izler tasidigi ileri sürülmektedir. Ayrica, XVII. yüzyil seyyahi
olan Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde bu medreseden bahsi dikkat çekmektedir.
K – MEDRESELER
Bayburt, Anadolu’nun ikinci derecede kültür merkezlerinden birisi idi.
Selçuklular ve Ilhanlilar zamaninda medreseler, imaretler, han ve hamam
gibi ilmi ve medeni eserler Bayburt’u süslüyordu. Burada ünlü ilim adamlari
ve sairler yetismistir. Bu medreselerin bilinenlerinden bazilari sunlardir.
1- Yakutiye Medresesi
2- Ulu Camii Medresesi
3- Medrese Serifi Mahmudiye
4- Medrese Serifi Musaviye
5- Medrese Serifi Seyh Hayrani
6- Medrese Serifi Burcu Sari (Kale içinde bulunuyordu)
7- Medrese Serifi Ikbaliye
Adi geçen ve çok kiymetli olan bu medreselerin tasi bile kalmamistir. Ayni
sekilde Sultan Mescid Zaviyesi, Seyh Hayran, Seyh Haydar, Seydi Yakup
Zaviyeleri, Mescid-i Serifi Hüseyniye, Zaviye-i Abdulvehap ...... günümüze
ulasamamistir.
L – SAAT KULESI
29 Ekim 1923’de Cumhuriyetin kurulmasi sebebiyle çesitli sölenler toplantilar
yapilmistir. 1 Kasim 1923’de yapilan görüsmeler sonunda Cumhuriyetin ilanina
bir belge ve yeni düzene katki olmasi amaciyla Kamil ALP baskanliginda
Belediye Meclisi tarafindan kulenin yapilmasina karar alinmistir. Kisin
taslari yontmak, yazin insa etmek suretiyle tam bir sene sürmüs ve Cumhuriyetin
I. yildönümünde saat kulesi hazir hale getirilmistir.
Tas ustasi, Tasçilar Köyü’nden Muhittin Usta’dir. Mekanik saat, Isviçre’den
Italya yoluyla getirilmistir. Hala çalismaktadir. Eskiden kulenin etrafinda
bir metre yüksekliginde tas bir duvar ve demir parmaklik, kule dibinde
lüleler vardi. Ancak kulenin temelinin su çekmesi korkusuyla, lüleler kaldirildi.
M – KADI MAHMUT ÇELEBI VAKFI (ÇARSI HAMAMI)
Yildizvari sicaklik tipe giren bu hamamin, tastan insa edilen bu bölümü,
sivri besik tonozla örtülü ve dikdörtgen formludur. Sicaklik bölümüne
geçis, bir kemerle ayrilmis, kubbesi tonozla örtülü iki mekan seklindedir.
Köse odasindan sicaklik kismina girildiginde, burada alti eyvanin bir
yildiz olusturarak, merkeze dogru açildiklari görülür. Sivri kemerli kapilar
arkasinda bulunan küçük dikdörtgen mekanlara geçit verilir.
Uslu tarafindan Yavuz Sultan Selim’in bu hamamda yikandigi, tas ve takunyalarinin
yakin zamana kadar saklandigi, Bayburtlular tarafindan anlatildigi söylenmektedir.
Ancak IV. Murat’in 1635’te Tebriz ve Revan seferine giderken Bayburt’a
ugradigi bilindiginden hamamin IV. Murat tarafindan kullanildigi olasiligi
kuvvetlidir.
N – HAFIZAGA ÇESMESI
Çesme, alinlik ve gövde olmak üzere iki bölümden olusmaktadir. Bir binanin
ön cephesini hatirlatir. Çati, üçgen alinlikli olup, ortasinda tugra,
alt köselerde stilize çiçek motifleri, bezeyici olarak kullanilmistir.
Alinlik etrafi dis sirasi ile çevrilmis, tepe noktasina yildizla boyanmis
iki sira yerlestirilmistir.
Gövde kismi, kurnanin her iki yaninda yüzeysel olarak islenerek olusturulmus
yivli sütunlar ile bezenmistir. Bu süsleme, ortada sivri kemerli nis seklindedir.
Sivri kemerin iç kisminda kitabe ve rozet motifleri yer alir. Kemer, yumurta
ekyamation siralari ile çevrilmistir. Kemer köselerinde, vazo içerisinden
çikan stilize çiçek motif unsuru olarak kullanilmistir.
Çesme, muhtelif zamanlarda onarim görmüs olup, bugün tamami çivit mavisi,
kahverengi ve altin yaldiz boya ile boyanmistir. Kitabe, fazla tahrip oldugu
için okunmamistir.
O – IMARET TEPESI SEHITLIGI
Ermeni çetelerini 18 Subat 1918 günü Bayburt’ta kalan ihtiyar ve genç çocuklarin,
20 Subat 1918 gününe kadar silah zoruyla toplanip ilçe merkezinde bulunan
tas magazalara (bu magazalarin yerinde bugün tas magazalar ismi ile kapali
çarsi bulunmaktadir) doldurularak yakilmislardir. Ordumuzun 21 Subat 1918’de
Bayburt’a girmesiyle katliamin önüne geçilmis, yakilan 380 sehidin kemikleri
toplanarak, Imaret Tepesi denilen bu tepeye defnedilmislerdir.
21 Subat 1918 yilinda kurulan sehitligin etrafi, 1953 yilinda Bayburt
Belediyesi tarafindan etrafi duvarla çevrilerek koruma altina alinmistir.
1,5 metre yüksekliginde, düzgün ince tas duvarla etrafi çevrilen sehitligin
girisi, batidan demir bir kapi ile saglanmistir. Içinde 1 metre yüksekliginde
abide yer alir. Abide üzerinde “20 Subat 1918 günü ermeni caniler tarafindan
tas magazalarda yakilarak katledilen 380 sehit yatmaktadir” yazilidir.
BAYBURT - ULU CAMII:
1- MIMARI YAPISI
Son zamanlara kadar kismen eski görünümünü korumus olan yapi, yerli halk
tarafindan “Sehit Osman “ diye adlandirilan tepenin eteginde, çarsi içinde
ve güneyden kuzeye giden ana caddenin sol tarafinda yer almaktadir.
“Ulu Cami’nin ne zaman ve kimin tarafindan yaptirildigi kesinlikle bilinmemektedir.
XIII. yüzyila ait bir Selçuklu eseri oldugu yerlesmis fikirdir. Sahip oldugu
bes kitabeden biri Ilhanli döneminden bir türbe kitabesi olup, digerleri
geç devir Osmanli kitabeleridir. Bu kitabeler, caminin tarihini aydinlatacak
mahiyette olmadiklari anlasilmistir. Bir çok defa onarim görmüs olan yapi,
son olarak 1969 yilinda yeniden yaptirilmak üzere tamamen yiktirilmistir.
Minare, mihrap önü kubbesine geçisi saglayan mukarnasli tromplardan bir
kaçi ve asil ibadet alanina açilan iki kapi orjinal yapidan kalmadir. Diger
kesimler tamamen yenilenmistir. Son ve kesin restorasyonun binanin orjinal
planina göre yapilmis oldugu görüsündeyiz.
Dogu-bati yönünde egilimli bir arazi üzerine insa edilmis olan, yapinin
yeri, bati cephesinde pencere açilmasina engel olmustur. Egik olarak insa
edilmis kuzey cephesinde evvelce bir medrese binasi oldugundan disari hiç
bir açiklik yoktur. Ilk yapilis halini korumus olan güney ve dogu cephelerine
pencere yerlestirilmistir. Biri mihrabin üstünde, diger ikisi mihrabin
yanlarinda olmak üzere, üç pencere ile güney cephesi aydinlatilmistir.
Bilinmeyen bir zamanda ilave bir dua salonuna dönüstürülmüs olan son cemaat
yeri, dogu yönde yer almaktadir. Bu bölüm yakin yillarda camli bir bölme
ile kapatilmistir. Girisi saglayan kapilar, birbirini tekrarlar biçimdedir.
Güneydeki 1266 H. (1849/50 M.) tarihli bir onarim kitabesine sahiptir.
Son cemaat yerinin uzun kenarlari birbirine paralel fakat esit degildir.
Güney duvarinda bir mihrap nisi yer almaktadir. Bunun üstündeki kitabe,
Ilhanlilar döneminden türbe kitabesi olup, iki yanindaki kitabeler ise;
geç dönem Osmanli kitabeleridir. Son tamir sirasinda güney-dogu köseye
yapilmis olan duvara oyuk açilmis ve duvarin dogu cephesinden yandaki sokaga
bakan iki pencere açilmistir.
2- TAÇ KAPILAR
“Asil ibadet alaninin dogusunda, bugün son cemaat yerine açilan iki kapiyla
içeriye girilir. Bilinmeyen bir tarihte yangin sonucunda süphesiz iyice
bozulmus olan bu iki giris kapisi, son zamanlara kadar kalin bir harç tabakasi
ile sivali idi. Sivalarin kazinmasindan sonra, vergilerin kaldirilmasini
bildiren kanun metnini kapsayan kitabe ve geometrik desenle süslü çizgilerden
olusmus çerçeve kalintilari ortaya çikarilmistir. Ayni tarz ve boyutlardaki
iki ana kapisi, disari çikinti yapmaz. Ancak, bazi silme izleri görülmektedir.”
Güney taç kapisini en distan fisto bordürü kusatir. Bir bos çerçeve sahadan
sonra, genis bir geometrik çerçeve yer alir. Altigen ve dokuzgen geometrik
çerçevelerin kusattigi kapinin sivri kemeri Iran kökenli, belirgin kabarmali
zincir motifi ile süslenmistir. Anadolu Selçuklu taç kapilarinda basik
kemerli olarak görmeye alistigimiz asil giris açikligi, burada yuvarlak
kemer biçiminde karsimiza çikmaktadir.
Dikdörtgen blok halindeki kuzey taç kapisinin dis çerçevesini bir fisto
bordür olusturur. Içeriye girinti olusturan ikinci çerçeve kusagi, düz
yüzeylerden meydana gelmistir. Sekiz köseli yildizlarin birbirine geçmelerinden
olusan kalin bir geometrik çerçeve yuvarlak kapi kemerini tamamen kusatir.
Kapi kemerinin alt yüzeyinde bir palmet motifi, kilit tasi üzerinde de
kabartma olarak arslan pençesi islenmistir.
Selçuklularin tugra üzerinde kullandigi formlari, Anadolu’da tasa geçirdikleri
söylenebilir. Kisa zaman sonra ise, basin hüviyetine girmis bambaska bir
görünüse sahip, derinlik kazanmis taç kapi bloklari karsimiza çikar. Ilkel
tipi temsil eden taç kapilarda önce, silmelerle ayrilan bos çerçeve sahalardan
sonra, ikinci veya üçüncü kademe olarak tek bir geometrik örnekli genis
bir çerçeve yer alir. Bu taç kapilarda tek bezeme geometriktir, yüzeysel
islenmistir. XIII. yüzyil Anadolu Selçuklu devri taç kapilarinda genellikle
silmeler, bezemeli bordürler, kasaralar, kavsara çevre kemerleri, rozetler,
sütünceler, kapi kemerleri kullanilmistir. Bayburt Ulu Camii taç kapilarinda,
bu elemanlarin sadece bir kaçina yer verilmis olmasi erken döneme isaret
eder.
Planinda bir çarpiklik gösteren Ulu Cami’nin asil mekani dikdörtgen seklindedir.
Iki sira halinde kible duvarina dikey olarak siralanan sekiz tas paye,
üç sahina ayrilmistir. Orta sahin digerlerinden daha nasif olan iki payenin
mihrap önünde meydana getirdigi kara mekanla son bulur. Üç sivri kemerle
tasinan kubbenin, geçisi üç sira mukarnasli tromplarla saglanmistir. Erken
döneme isaret eden, mukarnas yuvalari, oldukça büyük tutulmustur.
“Kuzey – güney istikametinde uzanan kemerlerin, aralari birbirine esit
olmadigi gibi, iki kubbesi ve bir aydinlik feneri bulunan orta sahin, yan
sahinlarla ayni genislikte tutulmustur.” Son iki destek arasinda bulunan
kuzey kubbenin ortasinda küçük bir aydinlik feneri bulunmaktadir. Kare
seklindeki orta fener, son derece büyük tutulmustur. Bugün ahsap olarak
belirlenen aydinlatma fenerinin orjinalde nasil oldugunu bilemiyoruz. Üzerinin
düz toprak damla örtülü olmasi ve yapinin doguya egilimi nedeniyle sivri
kemerli tas payeler, bir onarimda ahsap direklerle desteklenmisti. Yastiklari
mahalli üslupta islenmis direkler son ve kesin onarimdan sonra kaldirilmislardir.
“Güneydogu Anadolu’da yaygin sekilde mihrap önünün kubbeyle degerlendirildigi
yapilarin, Anadolu’da baska bir uygulamaya konu oldugu görülmektedir. Bunlarda
yeni mihrap önünde kubbe yer almakta mihraba dik ana eksen üzerinde, ortada
belki bir avlu düsüncesinin devami niteliginde açikligi bulunan kubbeyle
örtülü bir kisim dikkati çekmektedir.”
Tas malzeme ile yapilmis olan Bayburt Ulu Cami’nin mihrap ve minberi,
son onarimda yeniden yapilmistir.
3 – MINARE
Yapinin kuzeydogu kösesinde yer alir. Bilinmeyen bir zamanda kalin bir
siva tabakasi ile kaplanmisken, restorasyondan sonra eski haline getirilistir.
Camiye bir metre uzakta insa edilmis olan minarenin dikdörtgenin, dikdörtgen
prizmal kaidesi iki kisimdan meydana gelir. Altta, 3.20*3.65 metre taban
ölçülerinde ve 3.50 metre yükseklikteki küp üzerine ayni boyutlarda ikinci
bir küp oturur. Bu ikincinin üst köseleri pahlanarak sekizgene dönüstürülmüstür.
Sekizgen pabuç kesiminin sekiz yüzünde sivri kemerli sagir nisler yerlestirilmistir.
Her biri degisik sekilde bezenmis olan, bu bölümlerde yer alan çiniler,
tamamen dökülmüstür. Yazi seridi olmasi gereken bilezik kasigi silindirik
gövdeye geçisi saglanmaktadir. Minarenin bu çekirdek kismini isiklandirmak
için açilmis olan mazgal türü pencereler, gelisi güzel serpistirilmistir.
Gövdenin üst kesimindeki çini mozaik teknikli bitkisel süslemeyi Serare
Yetkin ve Ömür Bakirer yazi seridi diye nitelenmektedirler. Aslinda bitkisel
bir kusak oldugu açik seçik belli olan bu süsleme üç bordürden meydana
gelmistir. Orta bordür, firuze bir zemin üzerine, deniz mavisi çini mozaikler
halinde girift süslemelerden olusmaktadir. Bu kartus örgülerin birbiri
içine geçmelerinden alti köseli yildizlar meydana gelmistir. Bordürün
üst ve alt bölümlerinde yarim palmet bitki motifleri birbiri içine girmektedir.
Bunlar yildiz biçimli çinilerin alt yatay noktasina baglanmaktadir. Alt
ve üstten daha ince iki bordür, ortadaki ana kompozisyonu kusatmaktadir.
Firuze renkteki bu çinilere fisto bordürü islenmistir.
Dört sira, yuvalari küçük tutulmus mukarnas dizileri serefe altini belirlemistir.
Korkuluklar da, dahil olmak üzere bu kesimde kesme tas kullanilmistir.
Petek alt yapiyla büsbütün uyumsuz olarak, dar ve silindirik bir tugla
örgüsü göstermektedir. Külah son onarimda yenilenmistir.
Ulu Cami’nin minaresi, onun Selçuklu devrine ait olduguna isaret eden,
en iyi kanitidir. “Iran’dan farkli olarak Anadolu Selçuklu çaginin tipik
insaat malzemesi tastir. Eserlerde ana malzeme tas oldugu halde, minarelerde
Iran’da oldugu gibi, tugla malzeme dikkati çeker. Malzeme beraberligine
ragmen, Anadolu Selçuklu minareleri, dekor ve formlariyla Iran örneklerinden
belirgin bir ayrilik gösterir. Genellikle silindirik yükselen ve daha basik
bir karakter gösteren Anadolu minarelerinin kaidesi, kare biçimi ve tastir.”
Yapiya çok yakin mesafedeki minareler, XIII. yüzyilin ilk yarisinda insa
edilmislerdir. “Bu sekildeki konumun en erken örnegi, Sivas Ulu Camii minaresidir.
XII. yüzyilin sonunda yapilan camiye, muhtemelen XIII. yüzyil basinda ilave
edilen minare, güney–dogu köseye yaklasik 0.10–0.15 m. mesafededir. Kayseri
Ulu Cami’nin XIII. yüzyilin basinda ilave edilen minaresi, yapinin bati
duvarina yakin mesafede, Bayburt Ulu Cami’nde de kuzey-dogu kösede ve yapidan
bir metre uzaklikta insa edilmistir.
XIII. yüzyil ilk yapisinda insa edilmis minareler, henüz Türkistan ve
Buhara’daki silindirik minarelerin, eski ve agir manzarasini muhafaza etmekle
beraber, onlarin zengin tugla dekorundan mahrumdur. Zaten bu dönemde bazi
örnekler disinda, genellikle tugla kilit örgü tercih edilmektedir. Bu örgüde
üst üste dizilen yatay tugla siralarinda, tuglalar birbiri üzerinden yarim
tugla boyu kaydirilir. Böylece dikey derzler üst üste degil, sasirtmali
olarak yerlesir. “Dikey yöndeki derzlere uygulanan degisiklikler, kilit
örgüde çesitlilik meydana getirir. Bazi örneklerde, dikey derzler, aynen
yatay derzler gibi aradaki derz tabakasini ince bir serit halinde gösterecek
sekilde birakmistir. Bayburt, Kayseri ve Aksehir Ulu Camileri minarelerinde
gövdede bu sekilde örülen tuglalar, yüzeye siki dokunmus, pürüzsüz bir
doku verir.”
XIII. yüzyilin ilk yarisinda insa edilen minarelerin bir özelligi de
silindirik gövdenin altini ve üstünü belirleyen yazi ve geometrik kusaklardir.
“Minarenin genel kompozisyonunu göz önüne alirsak, bu sekildeki, ince bordürler
halinde uygulanan süslemede, bordürlerin inceligi ve belirli sahalarda
yer almalari nedeniyle, minare kompozisyonunun egemen unsuru degillerdir.”
Çini mozaik dekora gelince; “ilk olarak Anadolu’da Selçuklular tarafindan
gerçeklestirilen ve daha sonra Ilhanlilar devrinde bol olarak Iran’da görülen
bu teknik, Anadolu Selçuklulari’nin bir bulusu olarak ayrica önem kazanir.
Minarelerde, çogunlukla tugla ile birlikte girift bir sekilde kullanilan
çini mozaik, bazi örneklerde sirli tugla mozaik de olabilir.” Bayburt,
Sivas, Kayseri, Aksaray Ulu Camileri, Aksaray Kizil Minare, Aksehir Güdük
Minare Mescidi, Alanya Aksebe Mescidi minareleri gibi örneklerde firuze
sirli tugla ve çini dekor sadedir. “Kullanilan renkler firuze, patlican
moru, ve kobalt mavisidir. Firuze egemen renktir, patlican moru ve kobalt
mavisi, çogunlukla XIII. yüzyilin ikinci yarisindan itibaren görülmeye
baslar.”
Plan bakimindan Bayburt Ulu Camii’nin, belli basli özellikleri Anadolu
Selçuklulari’nin bazi camilerinde genel olarak uygulanmistir. Düz toprak
dami, çok az pencereli sagir duvarlari ile gösterissiz yapinin en önemli
elemani, bu çagin diger yapilarinda oldugu gibi, süslü taç kapilardir.
Mihrap yönüne dik düzenlemeli camilerde, ana eksen üzerinde olmasi gereken
bu kapilar, Bayburt Ulu Camii’nde dogu yönüne çekilmisleridir. Yayvan seritlerle
süslü ana kapilarin geometrik bordürleri erken özellik gösterir.
“Kuzey kapisinin bordürü, 607 H. (1210/11 M.) yillarinda yapilmis olan
Kayseri Külük Camii’nin kapisi ve 633 H. (1235/36 M.) yillarinda yapilmis
olan, Konya yakinlarindaki Zazadin Han’inin kapali kismi kapisindaki bordürlere
tamamen benzemektedir. Selçuklularin geometrik motifine yakin, iç içe geçmis
çok genlerden olusan güney kapisini süsleyen bordür degisik bir uygulamadir.
Yapinin üç sahanli olmasi nedeniyle Hiristiyan bazilika semasinin etkileri
dikkat çekmektedir. “Dönemin yaygin mimari anlayisi içinde, eritilen bu
semaya uygun 1180/81 tarihli Divrigi Kale Camii, 1223 tarihli Nigde Alaattin
Camii, 1237-1247 tarihleri arasinda yapilmis Amasya Burmali Minare Camii
örnek olarak gösterilebilir. Kullanilan malzeme, özellikle örtü sistemleri
açisindan, bu yapilar arasinda ayriliklar tasimaktadir.”
Mihrap önünün kubbeyle degerlendirilmesi fikri, Iran’da Talhatan Baba
Camisi (XI. yüzyil sonu, XII. yüzyil basi); Isfahan Mescidi Cumasi (1080)
ve Leskeri Bazar Ulu Camisinde (XI. yüzyilin ilk yarisi ) karsimiza çikmaktadir.
Bu örnekler, kubbe eyvan birlesmesini belirginlestiren yapilardir. Anadolu’da
Artukoglu bölgesinde Silvan Ulu (1157), Kiziltepe Ulu (1204), Mardin Ulu
(1176/86) camilerinde ayni uygulamaya yer verilmistir. Bundan sonra Anadolu
Selçuklulari tarafindan sevilerek kullanilmis ve giderek Osmanlilarin tek
kubbe altinda yapiyi toplama fikrine ön ayak olmustur.
Dede Korkut Türbesi
Ilin güney dogusunda merkeze 39 km mesafedeki Masat Köyü yakininda bulunan,
yapilis sekli ve mimarisi ile çok eskilere dayandigi anlasilan ve halk
arasinda Ali Baba diye geçen türbenin, Dede Korkut'a ait oldugu Sair Orhan
Saik Gökyay tarafindan ortaya konulmustur. Ali Baba veya Büyük Baba adiyla
anilan türbeyi inceleyen Gökyay 1986 baskili "Dede Korkut Hikayeleri"
adli kitabinda türbenin resimlerini de vererek Dede Korkut'a ait oldugunu
ifade etmistir. Türbe üzerinde eski Türkçe ile 718 tarihi okunmaktadir.
Her yil Temmuz ayinin 3. haftasinda uluslararasi düzeyde dede Korkut
Kültür ve Sanat Söleni düzenlenmekte, sölen esnasinda ilde Dede Korkut'la
ilgili sempozyum, sergi, siir gibi dallarda faaliyetler yapilmaktadir.
Pulur Ferahsat Bey Camii
Demirözü ilçesine bagli Pulur kasabasinda Akkoyunlulardan Korkmaz Bey'in
oglu Ferahsat Bey tarafindan 1517 yilinda yaptirilmistir. Yapi, tek kubbeli
cami mimarisinde olup, iki renkli kesme taslardan özenle yapilmistir. Degisik
malzeme kullanimi bakimindan tugla minaresi dikkat çekmektedir.
Bayburt'lu Zihni'nin Katap Kapagi
Sünür Kutlu Bey Camii
Akkoyunlularin kurucusu Turali bey oglu Fahrettin Kutlu Bey tarafindan
yaptirilan caminin kapisi üzerindeki kitabeden 1550 yilinda onarildigi
anlasilmaktadir. Minaresi ise 1616 tarihi tasiyan tarihi bir kitabeye sahiptir.
Iran Sahi Tahmasp'in isgali sirasinda tahrip edilmis ve bu olay kapi üzerindeki
kitabede yer almaktadir. Kanuni döneminde 1550 yilinda onarim görmüstür.
Aydintepe Yeralti Sehri
Aydintepe ilçesinde yer alan kent, tüf içerisinde, yüzeyden 2-2,5 metre
derinde, baska yapi malzemesi kullanilmadan ana kayaya oyulmus galeriler,
tonozlu odalar ve bu odalarin açildigi daha genis mekanlardan olusmaktadir.
Yaklasik bir metre genisliginde ve 2-2,5 metre yüksekliginde tonoz örtülü
galeriler yer yer her iki yanda genislemektedir. 3-8 metrekareye yakin
planli odalar bu mekana açilmaktadir. Gözetleme mekanlarinin olusturdugu
havalandirma amaçli konik biçimdeki deliklerin galeri odalarin aydinlatilmasi
amaciyla duvarlara oyuklarin açildigi görülmektedir.
Bunun tarihi Halde sehrine ait oldugu söylendigi gibi, geç Roma veya erken
Hiristiyanlik devirlerine ait olabilecegi de söylenmektedir.
Sarikayalar Selaleleri
Bayburt -Erzurum karayolunun 6km'sinden ayrilarak 16km daha yol aldiktan
sonra ulasilan Sarikayalar selaleleri, ilin merkez Sarikayalar köyünün
girisinde ve köy içinde olmak üzere iki tanedir. Yaz aylarinda çevreleri
mesire yeri olarak kullanilan her iki selalede görülmeye deger dogal güzelliklere
sahiptir.
Magara Turizmi
Çimagil Magarasi: Il merkezine 35 km mesafedeki Asagi Çimagil köyünün
Tasindibi mahallesindedir. Mahalleden sonra yaya olarak yaklasik bir saatte
ulasilabilen magara, 600 metre uzunlugunda ve 11 bölümden olusmaktadir.
Tavan yüksekligi yer yer 30 metreyi bulmakta, güzel sarkit ve dikitlerin
yani sira magarada yer yer su birikintileri de vardir.
Helva Köyü Buz Magarasi: Masat vadisinin güneyindeki Helva Köyünde yer
almaktadir. Il merkezinden 33 km mesafede, hemen köyün yamacinda yer alan
magaranin içinde Buzdan olusmus sarkit ve dikitler bulunmaktadir. Köy halki
tarafindan degisik zamanlarda soguk hava deposu olarak kullanilmis olan
magara buz olusumlarinin degisik sekillerini yansitmaktadir.
Yakutiye Camii
Bunlardan baska Bayburt'ta Yukari Hinzeverek camii, Yakutiye Camii, Zahit
Efendi Camii, Çarsi Hamami, bent Hamami, Pasaogullari (Kondolotlar) Hamami
ve Sehit Osman Türbeleri gibi tarihi ve turistik degeri olan eserler de
vardir.
|