Şubat 1918
Ortalıkta bir vaveylâ kopmuştu. Figanımız gökleri deliyordu. Ermeniler
bu alçakça katliamdan sonra mağazalarda bulunan Türkler’i kurşuna dizmeğe
başladılar. Bizim koğuşta Kaleardılı Çerkez İlyas dedi ki : “ Baba iş işten
geçti, canımızı kurtarmaya bakalım. Bu sırada Dacıraklı Hüseyin usta eline
büyük bir pencere demiri geçirmişti....
Bu yazı 21 Şubat 1973 tarihli “Bayburt’un Sesi” dergisinden alınmıştır.
Bayburt Kop savaşları, tarihte Ruslar’la yaptığımız en kanlı savaşlardan
birini teşkil eder.
25 şubat 1916’da başlayan savaş bütün şiddetiyle devam ederek, beş aya
yakın bir zamana kadar devam etmiştir. (16 Temmuz 1916).
Kahraman Mehmetçiklerimiz, büyük asker Mareşal Fevzi ÇAKMAK’ın “ Bayburt
–Kop Müdafaası muvaffak olmuş İKİNCİ PLEVNEDİR” tarihi sözüne lâyık olduklarını
isbat etmişlerdir.
Yirmi misli üstün kuvvetlere sahip olan Ruslar’a Kop dağlarında, Masat
deresinde, Müşankas, Danzut ve Müşerek’te kan kusturan aziz şehitlerimiz
İKİNCİ PLEVNE yaptıkları mübarek vatan topraklarında ebediyete kadar yaşayacaklardır.
Kop dağının doruğunda, 2400 m ‘lik Karataş Tepe’de kutsal şehitlerimizin
adına dikilen büyük anıt, Moskoflara karşı kazanılan İKİNCİ PLEVNE’nin
şeref dolu destanını bütün dünyaya haykırmaktadır.
Yalnız Kop savaşlarında Ruslar 15000 ölü 100 esir verdiler. Bizim şehit
toplamımız 5000 kişi idi.
Kop savaşlarında büyük hezimete uğrayan Ruslar, büyük takviyeler alarak
Çimağil köyü istikametinden Bayburt’a harekâta başladılar. 16 Temmuz 1916
gününden itibaren Bayburtlular Moskof istilasına uğramışlardı.
Bir buçuk yıl süren acı bir işgalden sonra kahraman ordumuzun Erzincan’dan
yetişmesi ile şehri düşman zulmünden kurtarılmış oldu.
1918 yılının 20 şubatında Bayburt Kurtuluş gününün arifesini yaşıyordu.
Ama yine de bir kahpe trajedi oynanıyordu. Ruslar’ın ve Ermeniler’in tertipledikleri
katliam trajedisi…
O sırada Şiran ilçesindeki Rumlar Bayburt’a gelmişlerdi. Bu tesadüfî
bir geliş değildi. Bayburt’taki Ermeniler Ruslar’ın tertibiyle Şiran Rumlarıyla
birlik olarak Türkler’e tuzak hazırlamışlardı. Hem de masum Bayburtlunun
hiçbir şeyden haberi yokken…
Tarihimizde sayısız kahramanlıkların sahibi olan yiğit Bayburtlular soysuz
Ermeniler tarafından köyden kentten sözü geçen liderlere tuzak kurarak
ele geçirilirler, sonra da bu aziz milletin şerefli çocukları, Taş Mağazalar’a
tıkılarak süngülenir ve alçakça yakılırlar. Kadın ve kızlarımız en şen’i
işkencelere maruz kalırlar.
Bu tüyler ürpertici tertibin içinde yaşayan ve canını kurtarabilenlerden
Aydıncık (Malansa) köyünden Hacı Ahmet Salman’a Taş Mağazalar (ı) faciasını
anlatmasını rica ettim. Köy odasında genç ihtiyar 65 kişi vardı. O, olayı
yeniden yaşıyormuşçasına bir iç çekişi ile başladı anlatmaya.
KÖYDEN BAYBURT’A GİDİŞ
Şiran’dan bir çok Rum’un Bayburt’a gelerek öküz verip at almak istedikleri
yayılmıştı. Köyden Bayburt’a saman satmağa ve Şiran’dan Bayburt’a gelen
Rumlara at verip öküz almağa gitmiştim. Ayrıca Rumlar’dan tüfek de alacaktık.
İki gün Bayburt’ta kaldım. Ne öküz alan çıktı ve ne de tüfek satan. Sonra
bizim Türkler’den öğrendik ki, Ermeniler ve Rumlar bizi aldatmışlar. Bunun
üzerine üçüncü günü köye döndüm. Dikmetaş’da kardeşim rahmetli Sait ile
Ortugulu Emin Çavuş, Daciraklı Ömer oğlu İbrahim’e rastladım. Bunlar şehre
dönmemi bir birlikte köye gitmemizi söylediler. Ben de onlarla şehre döndüm.
TEHLİKE İŞARETİ
Şehirde o gün kaldık. Ertesi günü Abranslı İrfani, kardeşim Sait’i çağırarak
etraftan bilgi almasını istedi. (Kardeşim Sait iyi Rusça ve Ermenice biliyordu.)
Bunun üzerine kardeşim o zaman Tuzcuzade mahallesinde oturan Ruslar’ın,
Çerkez yüzbaşısının adamlarını buldu ve onlardan Erzincan’da Türkler’in
katliamının başladığını öğrendi. Bunun üzerine İrfani’ye haber gönderdi
ve Bayburt’ta Ermeniler’in de katliam yapma ihtimalinin olduğunu bildirdi.
Köyden gelmiş olan bizler de bir an önce köylerimize gitmek tedarikine
koyulduk. Ama akşam olduğu için Ermeniler’in de tertibinden korkarak yolculuğu
sabaha bıraktık. O gün Kaleardı değirmenini işleten Dacirak köyünden Hüseyin
ustaya misafir olduk. Atımı da değirmende bulunan hana bağladım.
Sabahısı günü ata su vermek için Çoruh nehrine inmiştim. Dönüşte Hüseyin
usta bana dedi ki : “ Bayburt’un içinde Ermeniler katliama başlamışlar,
ne duruyorsun çabuk gel.” Bu söz bitmişti ki değirmene on Ermeni’nin telaşla
hücum ettiğini gördüm. Değirmene girdiğimde bu Ermeniler orada bulunan
bir Türk ihtiyarını öldürdüler. Bize dönerek doğruca Bayburt’a gitmemizi
söylediler. Biz direnme gösterince üzerimize atılarak zorla götürdüler.
YANGINLAR ÇIKARILIYOR, TÜRKLER TAŞ MAĞAZALARA DOLDURULUYOR
Bayburt’a getirildiğimizde şehrin bir çok yerlerinde yangınların çıkarıldığını
gördüm. Bilhassa Pire Mehmet Efendi’nin konakları alevler içinde yanıyordu.
Bu arada bizi Taş Mağazalar (ı)’na doldurdular. Önce kapısı olmayan bir
koğuşa koydular. İçerisi Türkler’le doluydu.
Bir saat sonra kapısız koğuştan çıkarıldık ve kapalı mağazaya doldurulduk.
Burada altmış kişiydik. Ermeniler tarafından toptan katledileceğimizi öğrenmiştik.
Her şeyden yoksun olduğumuz bu mağazada herkes bir çare düşünmeye koyuldu.
İŞKENCE İLE KATLİAM BAŞLIYOR
Bu sırada Bayburt Belediye Başkanı Hafız Ağa, Abranslı İrfani, Kormaslı
Ahmet, Vağındalı Piri ile Mamlı Şevki’yi teker teker karşımızdaki koğuştan
dışarı çıkardılar. Mağazaların her tarafına dizilmiş olan süngülü Ermeniler
önce Hafız Ağa ile İrfani’yi hunharca süngülemeye başladılar. Bir anda
ortalık kan deryasına bulanmıştı. Sonra da diğerlerini süngülerle şehit
ettiler.
VE KURŞUNA DİZME
Ortalıkta bir vaveylâ kopmuştu. Figanımız gökleri deliyordu. Ermeniler
bu alçakça katliamdan sonra mağazalarda bulunan Türkler’i kurşuna dizmeğe
başladılar.
Bizim koğuşta Kaleardılı Çerkez İlyas dedi ki : “ Baba iş işten geçti,
canımızı kurtarmağa bakalım. Bu sırada Dacıraklı Hüsetin usta eline büyük
bir pencere demiri geçirmişti. Bu demirle mağazanın altındaki kaldırım
taşlarını sökmeye başladı. Kaleardılı İlyas bu taşlarla kapıyı kapatmamızı
söyledi. Biz de taşlarla kapıyı ördük. Bir taraftan da bu kaldırım taşlarını
parçalıyarak Ermeniler’e atmak için el taşı yapıyorduk.
AMANSIZ MÜCADELE VE ANA-BABA GÜNÜ
Kapının arkadan örülmesini sezen Ermeniler, büyük manivelarla kapıya
giriştiler. Diğer koğuşlardaki Türkler işkenceyle katledildikten sonra
sıra bize gelmişti. Büyük bir kalabalık halinde kapıya yüklendiler. Biz
içerden her ne kadar dayandıksa da tutturamadık kapıyı açtılar. Kapının
açılmasıyla bir ana-baba günü başlamıştı artık. Bizler can korkusu ile
elimize aldığımız taşlarla amansız bir mücadeleye giriştik. Pencereden
ve kapıdan ateş etmeğe başladılar. Onlar kurşunla biz taşla boğaz boğaza
gelmiştik. Kapının ağzına attığımız ve Ermeniler’i kapıya yanaştırmadığımız
taşlarla iki Ermeni kapı ağzında ölmüştü.
MAĞAZAYA BOMBALAR ATILIYOR
Ermeniler mağazaların kapı ve pencerelerinden bu koğuşta başarı sağlayamayınca
mağazaların bacasından aşağıya bir kemere sardıkları bombalarla bizi bombalamak
istediler. İçeri düşen bombalar patlamadı. Bu arada Ermeniler bizlere “
kapıyı açın, yoksa canınızı işkence ile alırız” dediler. Biz de cevaben
“ Alabilirseniz alın, kapı açacak değiliz” diye bağırdık.
TÜRKLER’İ YAKMAĞA BAŞLIYORLAR
Ermeniler’in bütün teşebbüsleri boşa çıkınca bizleri mağazanın içinde
yakmağa karar verdiler. Bizim karşımızdaki koğuşlarda bulunan Türkler,
bizim mücadelemizden önce bir taraftan kurşuna dizilmiş, bir taraftan süngülenerek
şehit edilmişlerdir. Rumların bulundukları koğuşlar cehennemî bir alev
içinde yanıyordu. Et kokusuna tahammül edemez hale gelmiştik.
Yakılma sırası bize gelmişti. Ermeniler gazladıkları pamuklu eşyaları
ve otları alevleyerek mağazanın üstünden açtıkları bacadan içeriye attılar.
Bir taraftan da tenekelerle gazları döküyorlardı. Bizler bir taraftan canımız
kurtarmak telaşına düştük, diğer taraftan ateşi söndürmeye koyulduk. Bu
sırada arkadaşların bir kısmı içerideki dumanın çıkması için mağazanın
duvarını delmeğe koyuldular. Her tarafımız sarılı olduğu için kaçma imkânımız
yoktu. Bu deliği açmakla dumanı defetme imkânlarını arıyorduk.
Biz bu ölüm kalım mücadelesinde iken bir ara ortalığa derin bir sessizlik
çöktü.
CEPHANELİĞİN ATEŞLENMESİ VE KURTULUŞ
Bir kadın çığlığı ortalığı inletiyordu. “ Sağ olanlar çıksınlar, Ermeniler
kaçtılar” diye. Bu arada binbaşı hanlarındaki Ermeniler’e ait cephanelik
bir vatansever Türk tarafından ateşlenmişti. Şehre dehşet ve korku saçan
bu ateşlenme sonunda Ermeniler’in kaçtığını öğrendik.
Taş Mağazalar(ın) dan dışarıya çıktığımızda, karşımızdaki mağazalarda
yakılan Türkler’in et kokularından geçilmiyordu. Bizimle beraber aynı mağazada
bulunan altmış kişi baygın bir halde dışarıya çıkınca, yarım saate yakın
bir zaman içinde aklımız başımıza gelebildi. Bundan sonra doğruca Ozulu
Ethem Efendi’nin yapılarındaki Ruslar’a ait silahları almağa gittik. Tüfekleri
aldığımızda mekanizmalarının alınmış olduğunu gördük. Ama yine de işimize
yarayacakları için herkes birer tüfek kuşandı ve Ermeniler’i takibe koyulduk.
Şehri taramamıza rağmen tek bir Ermeni’ye rastlayamadık.
Salim HAŞLAKOĞLU
|